In English

üretim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
üretim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Haziran 2015 Cumartesi

KATMA DEĞER NEDİR? NEDEN ÖNEMLİDİR?

KATMA DEĞER NEDİR? NEDEN ÖNEMLİDİR?

                Günümüzün herkesten fazla söz sahibi olan, gelişmiş, kalkınmış ülkeleri bu güçlerini neye borçlu? Türkiye’den, Azerbaycan’dan, İran’dan, Güney Afrika’dan ya da Brezilya’dan farklı ne yapıyorlar? Hiç şüphesiz ki doğru cevap katma değerli teknolojik üretim. Bu ülkeler çağın en ileri teknolojisini üretiyorlar ve bu ürünleri satabilmek için insanların peşinde koşmuyor ve ya kapı kapı gezmiyorlar. Tam tersine bütün dünyada insanlar bu katma değerli ürünleri almak için aylar öncesinden sıraya giriyor. Herkes katma değerli dediğimiz ürünleri üzerindeki fiyat etiketine bakmaksızın satın alıyor. Bir ülkenin gelişmiş ekonomiye sahip olmasının yolu buradan geçiyor.
                Katma değer deyince aklımıza girdi ve çıktı arasındaki fark gelmelidir. Yani bir ürün üretilmesi için harcanan para ile o ürünün satıldığında elde edilen para ne kadar fazlaysa bu ürün o kadar katma değerli diyoruz. Ama bu olaya sadece para açısından bakmak eksiklik olur. Katma değerli üretimin sağladığı getiri paradan çok daha fazlasıdır.
                Katma değerli ürünler yükte hafif, pahada ağır özellik gösterirler. Şuan Türkiye'nin ihraç ettiğimi malların bir kilosu 1,5 $ etmekte. Bu veri Almanya için 4 $, Japonya için 3,5 $ ve Güney Kore için 3 $ seviyesinde. Artık ülkeler ihracatını değil, ihraç ettiği malların birim kilogram başına düşen getirisini arttırmaya çalışmaktadırlar. Eğer güçlü ekonomiler arasına girmek istiyorsak ülkece yapmamız gereken ihracatın kilogram fiyatını arttırmaktır. Bunun yolu da katma değerli ürünleri üretmekten geçmektedir. Buna örnek olarak pek çok şey ürünü sayabiliriz. Bir harici hard disk aldığımızda ortalama 150 lira veriyoruz. Küçücük bir kutudan bahsediyoruz. Bir de 150 lirayla patates aldığımızı düşünelim. 150 liralık teknolojik bir ürün ile patatesi ağırlık olarak karşılaştırdığımızda katma değerin ne olduğu ve ne kadar önemli olduğu biraz daha anlaşılmıştır umarım.
                Katma değer sadece sanayide var olan bir olgu olarak düşünülmemelidir. Tarımda, hayvancılıkta, sporda, inşaatta, tekstilde yani ekonominin hemen her alanında katma değerli üretim yer edinmiştir. Dünyanın ikinci tarım ihracatçısı, Konya büyüklüğünde toprağa sahip olan Hollanda başarısını katma değerli ürünler üretmeye borçludur.
                Yüksek katma değer yüksek teknolojiden geçmektedir. Teknolojik açıdan geri kalmış bir ülkenin katma değerli ürünler üretip satması hayalden öteye gidemez. İleri teknoloji ise ülke için AR-GE çalışmaları sonucu elde edilebilecek bir şeydir. AR-GE faaliyetlerine yeteri
miktarda kaynak ayrılmaz ve bu konu önemsenmezse teknolojik gelişim sağlanamayacaktır. Asya’da Çin, Japonya ve Güney Kore AR-GE faaliyetlerinde başa çekmektedir. Çin 2009 yılında AR-GE’ ye 154 milyar $ kaynak ayırmış ve Çin’de bu alanda faaliyet gösteren kişi sayısı bir milyonu bulmuştur. Türkiye is AR-GE harcamasını 8,7 milyar $ dolar olarak gerçekleştirmiştir. Asıl kıyaslama verisi AR-GE harcamalarının GSYİH’ye oranı resmi daha net görmemizi sağlamaktadır. bu veri incelendiğinde Güney Kore %3,36 oranına sahip çıkmakta ve bu oranla da dünyada birinci sırada bulunmaktadır. Türkiye’de is aynı olan 2010 yılı için %0,80 çıkmaktadır. Bu oran dünya ülkeleri arasında oldukça geride kaldığımız anlamına gelmekte. AR-GE’nin nihai amacı olan patent alma sayıları incelendiğinde ise yine durum ülkemiz açısından çok parlak gözükmemektedir. Karşılaştırmak açısından 2011 verilerini incelediğimizde Çin’in o yıl 172.000, Güney Kore'nin 94.000; Rusya, Hindistan ve Brezilya'nın her birinin 30.000 adet patent aldığını görüyoruz. Türkiye'nin ise 2011 yılında aldığı patent sayısı toplam 988. İnanılmaz derecede geri kaldığımız açıkça ortada görünüyor.
                Katma değerli ürün üretimi yolunda bir diğer önemli konu da markalaşmak ya da daha doğru deyişle marka değeri yaratmak. Dünya’da insanların markalara olan bakışı, onları sevmesi, benimsemesi ekonomi ve işletme bilimini bambaşka bir yere götürdü. Artık işletmelerin en nihai amacı karını maksimize etmek değil marka değerini maksimize etmek oldu. Marka üretilen ürünlerin satılmasına büyük katkı sağlıyor. Ama asıl katkısı ürünlerin yüksek fiyattan satılmasına kazandırdığı faydadır. Bir kot pantolonun muhtelif bir yerine bir marka simgesi yerleştirilmesi, o kot pantolonun değerini yüzlerce lira yukarı çekiyor.

                Dünyada söz sahibi olabilmek güçlü bir ülke olmaktan, güçlü bir ülke olmak da ekonomik gelişmişlikten geçmektedir. Ekonominin gelişmesi ve sağlam bir yapıya kavuşması üretimle, daha da önemlisi katma değerli üretimle mümkündür. Ülke olarak henüz bu konularda çok yetersiz durumdayız. Ama Türkiye yapacağı ekonomik yenilikler ve uygulayacağı çağdaş, bilimsel uygulamalarla katma değerli ürünleri üretme yoluna er ya da geç girecektir.

25 Haziran 2015 Perşembe

TÜRKİYE’DE ENFLASYONUN DÜNÜ VE BUGÜNÜ

TÜRKİYE’DE ENFLASYONUN DÜNÜ VE BUGÜNÜ

                Ülkemizde enflasyon olgusunun toplumun algısında nerede bulunduğunu, insanların enflasyon kelimesini duyduğunda bile bir rahatsızlık hissetmesinden anlayabiliriz. Türkiye’de ekonomi ile ilgilenen veya ilgilenmeyen ve de toplumun her kesiminden vatandaşların gayet iyi bildiği ekonomik bir olgu olan enflasyon, ülke tarihine bir geri dönüp bakıldığında en zor dönemlerin olmazsa olmazı olduğu kolaylıkla fark edilmektedir. Belki biz genç arkadaşlar çok iyi bilmeyiz ama büyüklerimiz enflasyonla pek çok kez sınandığından zihinlerinde enflasyondan derin izler taşırlar.
                İlk olarak enflasyonun ne olduğunu tam olarak belirleyelim. Enflasyonun en genel ve bilinen, kullanılan tanımı şudur: Fiyatlar genel düzeyindeki sürekli artış enflasyondur. Burada önemli olan iki noktadan bahsedebiliriz. Birincisi sadece bir malın değil, birden çok malın içinde bulunduğu mal sepetinin fiyatının artması enflasyonu oluşturur. Bir diğer nokta da fiyatların bir kereliğine değil sürekli bir artış göstermesidir.
                Peki, enflasyonun normalden yüksek olmasının etkileri neler? Bu alanda ilk bahsedeceğim konu enflasyonun sürekli ve dengesiz biçimde artmasının ülke açısından bir karanlık oluşturması. Bu ortamda geleceğin tam olarak kestirilememesi uzun vadeli plan yapılamamasına neden olarak yatırım ve üretim kararlarının alınmasında olumsuz etki yapar. Ekonomide denge çok önemlidir. İstikrar ve denge olmazsa ekonomi asla güçlenemez. Enflasyon o ülke ekonomisindeki istikrara zarar veren bir olgudur. Enflasyonu yüksek ekonomilere kimse güven duymaz ve ekonomiye katılmak ya da ekonomide kalmak istemez. Bir ülkede yüksek enflasyonun en çok ezdiği kesim düşük gelirli halktır. Çünkü bu insanların tasarrufları çok kısıtlıdır ve enflasyonun getirdiği fiyat artışları onları çok zor durumda bırakır. Ülkemizde yaşanan da tam olarak buydu. Zengin ise enflasyonist ortamda zaten çok olan tasarrufunu enflasyonun bir etkisi olan yüksek faize yatırarak zenginliğine zenginlik katar. Sonuç olarak enflasyonun bir etkisinin de zengin ile fakir arasındaki uçurumu arttırması diyebiliriz. Ayrıca insanlar kendi ulusal paralarını kullanmayı bırakıp, daha güvenilir gördükleri dövize yönelirler.
                Türkiye ilk olarak 1930’lu yıllarda enflasyonla tanışmış ve 2000’lerin başına kadar da kurtulamamıştır. 70’ler, 80’ler, 90’lar ve hatta 2000’lerin başı enflasyonla boğuşulan yıllardır. Ülkece ekonomimizi gerilere götüren enflasyon, her seferinde başka nedenlere bağlanmış ama asıl nedenin akılcı bir ekonomi politikası izlenmemesi olduğu çok sonra da olsa anlaşılabilmiştir. %30, %50 hatta %100’ü aşan enflasyon oranları ekonomimizi, özellikle de dar gelirli kısmın hayatını defalarca yerle bir etmiştir.
                Enflasyonun çok düşük olması, sıfır olması hatta negatif değerli olması da mümkündür. Peki enflasyonun sıfır olması bir ekonomi için sağlık bir durum mudur? Eğer bir ekonomide enflasyon sıfır olursa (şuan İngiltere’de olduğu gibi) bu ekonomik durgunluğa yol açacağından iyi bir durum değildir. İnsanlar bu durumlarda fiyatların yükselmeyeceğini bildikleri bir malı şimdiden almak istemezler. Bahsettiğim fiyatı seneye de aynı olacak malı niye şimdiden alayım düşüncesidir. Ayrıca sıfır enflasyonlu ülkede istihdam artışı sağlanamazsa doğal olarak ücretler artmaz ve bu da insanların daha fazla tüketim yapmasının önüne geçer. Talep artmadığı için malların fiyatı da artmaz. Bu durumda tüketim miktarının artmadığını fark eden yatırımcılar yatırım kararlarını tekrar gözden geçirmek durumunda kalabilirler.
                Gelelim enflasyonun ülkemizdeki bugünkü durumuna. Son açıklanan verilere göre enflasyon yıllık bazda %8’den biraz yüksek seyretmekte. 2004 yılında tek hanelere inen enflasyonun 2008 yılında tekrar %10’un biraz üzerine çıktığını görüyoruz. Tekrar tek hanelere indikten sonra 2011’de yine %10’u aşarak daha sonraki yıllardan günümüze kadar %7 ile %8 arasında bir değere sahip olmuş. Fakat bu enflasyon oranlarının da ülkemiz için yüksek olduğunu, ekonomimizin sağlığı ve güçlü yapıya kavuşması açısından şuanki seviyelerin yeterli olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ayrıca dünya geneline baktığımızda da enflasyonu yüksek ülkeler arasından sıyrılmış olsak bile, henüz güçlü ekonomilerin düzeylerine de yaklaşabilmiş değiliz. En aşağıya Vikipedi’den aldığım bir resmi ekledim bur resimde dünyadaki ülkelerin enflasyon durumlarını görebilir ve Türkiye’nin enflasyonu için bir fikir oluşturabilirsiniz.
                Sonuç olarak enflasyon bir ekonomi için iç ve dış dengeleri, büyümesi, gelir adaleti konuları açısından büyük öneme sahiptir. Ülkece yanlış ekonomi politikaları, akıldan ve bilimden uzak yönetimler nedeniyle ağır faturalar ödediğimiz o felaket yılların geride kaldığını düşününce, bundan sonraki yönetimlerin geçmişten bir ders çıkararak hareket edecekleri konusunda çok umutluyum.
               .