In English

fiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2015 Salı

Talep

İngilizcesi: Demand

Talep belli bir piyasada, belli bir mala olan satın alma isteğidir. Ekonomideki en temel olgulardan biri olan talep iktisat öğrenmeye başlayan öğrencilere ilk öğretilen ekonomik terimlerdendir. Yalnız taleple alakalı önemli olan nokta, bu satın alma isteğinin maddi güçle desteklenmiş olmasının gerekmesidir. Örneğin asgari ücretle çalışsan bir işçinin lüks bir yat sahibi olmak istemesini lüks yat talebini arttıran bir durum olarak sayamayız. Talebi etkileyen faktörler ise o malın fiyatı, tamamlayıcı malın fiyatı, ikame malın fiyatı, kişisel tercihler, o mala duyulan ihtiyacın şiddeti şeklinde sıralanabilir. Ekonomide D harfi ile gösterilir.




27 Haziran 2015 Cumartesi

KATMA DEĞER NEDİR? NEDEN ÖNEMLİDİR?

KATMA DEĞER NEDİR? NEDEN ÖNEMLİDİR?

                Günümüzün herkesten fazla söz sahibi olan, gelişmiş, kalkınmış ülkeleri bu güçlerini neye borçlu? Türkiye’den, Azerbaycan’dan, İran’dan, Güney Afrika’dan ya da Brezilya’dan farklı ne yapıyorlar? Hiç şüphesiz ki doğru cevap katma değerli teknolojik üretim. Bu ülkeler çağın en ileri teknolojisini üretiyorlar ve bu ürünleri satabilmek için insanların peşinde koşmuyor ve ya kapı kapı gezmiyorlar. Tam tersine bütün dünyada insanlar bu katma değerli ürünleri almak için aylar öncesinden sıraya giriyor. Herkes katma değerli dediğimiz ürünleri üzerindeki fiyat etiketine bakmaksızın satın alıyor. Bir ülkenin gelişmiş ekonomiye sahip olmasının yolu buradan geçiyor.
                Katma değer deyince aklımıza girdi ve çıktı arasındaki fark gelmelidir. Yani bir ürün üretilmesi için harcanan para ile o ürünün satıldığında elde edilen para ne kadar fazlaysa bu ürün o kadar katma değerli diyoruz. Ama bu olaya sadece para açısından bakmak eksiklik olur. Katma değerli üretimin sağladığı getiri paradan çok daha fazlasıdır.
                Katma değerli ürünler yükte hafif, pahada ağır özellik gösterirler. Şuan Türkiye'nin ihraç ettiğimi malların bir kilosu 1,5 $ etmekte. Bu veri Almanya için 4 $, Japonya için 3,5 $ ve Güney Kore için 3 $ seviyesinde. Artık ülkeler ihracatını değil, ihraç ettiği malların birim kilogram başına düşen getirisini arttırmaya çalışmaktadırlar. Eğer güçlü ekonomiler arasına girmek istiyorsak ülkece yapmamız gereken ihracatın kilogram fiyatını arttırmaktır. Bunun yolu da katma değerli ürünleri üretmekten geçmektedir. Buna örnek olarak pek çok şey ürünü sayabiliriz. Bir harici hard disk aldığımızda ortalama 150 lira veriyoruz. Küçücük bir kutudan bahsediyoruz. Bir de 150 lirayla patates aldığımızı düşünelim. 150 liralık teknolojik bir ürün ile patatesi ağırlık olarak karşılaştırdığımızda katma değerin ne olduğu ve ne kadar önemli olduğu biraz daha anlaşılmıştır umarım.
                Katma değer sadece sanayide var olan bir olgu olarak düşünülmemelidir. Tarımda, hayvancılıkta, sporda, inşaatta, tekstilde yani ekonominin hemen her alanında katma değerli üretim yer edinmiştir. Dünyanın ikinci tarım ihracatçısı, Konya büyüklüğünde toprağa sahip olan Hollanda başarısını katma değerli ürünler üretmeye borçludur.
                Yüksek katma değer yüksek teknolojiden geçmektedir. Teknolojik açıdan geri kalmış bir ülkenin katma değerli ürünler üretip satması hayalden öteye gidemez. İleri teknoloji ise ülke için AR-GE çalışmaları sonucu elde edilebilecek bir şeydir. AR-GE faaliyetlerine yeteri
miktarda kaynak ayrılmaz ve bu konu önemsenmezse teknolojik gelişim sağlanamayacaktır. Asya’da Çin, Japonya ve Güney Kore AR-GE faaliyetlerinde başa çekmektedir. Çin 2009 yılında AR-GE’ ye 154 milyar $ kaynak ayırmış ve Çin’de bu alanda faaliyet gösteren kişi sayısı bir milyonu bulmuştur. Türkiye is AR-GE harcamasını 8,7 milyar $ dolar olarak gerçekleştirmiştir. Asıl kıyaslama verisi AR-GE harcamalarının GSYİH’ye oranı resmi daha net görmemizi sağlamaktadır. bu veri incelendiğinde Güney Kore %3,36 oranına sahip çıkmakta ve bu oranla da dünyada birinci sırada bulunmaktadır. Türkiye’de is aynı olan 2010 yılı için %0,80 çıkmaktadır. Bu oran dünya ülkeleri arasında oldukça geride kaldığımız anlamına gelmekte. AR-GE’nin nihai amacı olan patent alma sayıları incelendiğinde ise yine durum ülkemiz açısından çok parlak gözükmemektedir. Karşılaştırmak açısından 2011 verilerini incelediğimizde Çin’in o yıl 172.000, Güney Kore'nin 94.000; Rusya, Hindistan ve Brezilya'nın her birinin 30.000 adet patent aldığını görüyoruz. Türkiye'nin ise 2011 yılında aldığı patent sayısı toplam 988. İnanılmaz derecede geri kaldığımız açıkça ortada görünüyor.
                Katma değerli ürün üretimi yolunda bir diğer önemli konu da markalaşmak ya da daha doğru deyişle marka değeri yaratmak. Dünya’da insanların markalara olan bakışı, onları sevmesi, benimsemesi ekonomi ve işletme bilimini bambaşka bir yere götürdü. Artık işletmelerin en nihai amacı karını maksimize etmek değil marka değerini maksimize etmek oldu. Marka üretilen ürünlerin satılmasına büyük katkı sağlıyor. Ama asıl katkısı ürünlerin yüksek fiyattan satılmasına kazandırdığı faydadır. Bir kot pantolonun muhtelif bir yerine bir marka simgesi yerleştirilmesi, o kot pantolonun değerini yüzlerce lira yukarı çekiyor.

                Dünyada söz sahibi olabilmek güçlü bir ülke olmaktan, güçlü bir ülke olmak da ekonomik gelişmişlikten geçmektedir. Ekonominin gelişmesi ve sağlam bir yapıya kavuşması üretimle, daha da önemlisi katma değerli üretimle mümkündür. Ülke olarak henüz bu konularda çok yetersiz durumdayız. Ama Türkiye yapacağı ekonomik yenilikler ve uygulayacağı çağdaş, bilimsel uygulamalarla katma değerli ürünleri üretme yoluna er ya da geç girecektir.

20 Haziran 2015 Cumartesi

TÜRKİYE’DE KİTAP FİYATLARI PAHALI MI?

TÜRKİYE’DE KİTAP FİYATLARI PAHALI MI?
                Ülkemizde kitap okunmadığı maalesef acı bir gerçek. Kitaba harcadığımız vakit ve para gelişmiş ülkelere oranla bir hayli düşük. Peki, bu durumun böyle olmasında kitap fiyatlarının etkisi ne? Kitaplar çok mu pahalı? Aslında bu soru genel anlamıyla sorulduğunda gerçek bir fikir birliğinin olmadığını görmekteyiz. Kimine göre kitaplar çok pahalı, kimine göre de bazı gereksiz ve zararlı şeylerle karşılaştırıldığında çok ucuz. Peki, doğru cevaba nasıl ulaşacağız? Bunun için bir takım karşılaştırma ve tespit yapmamız gerekiyor.
                Öncelikle kitap fiyatlarının, ekonominin en temel olgularından arz – talep kanununa göre şekillenip şekillenmediğine bir bakalım. Türkiye’de kitap okunmuyor biliyoruz. Yani kitaba olan talep düşük diyebiliriz. O halde beklenen durum kitap fiyatlarının düşük olmasıdır. Fakat farklı bir bakış açısından daha bakmazsak yanılabiliriz. Talebin düşük olduğu kitaplar az sayıda basılıyor. Basım sayısı yine okuma oranları gibi diğer gelişmiş ülkeler ile kıyaslandığında çok düşük. Böyle olunca birim başına maliyet kalemleri yükseliyor ve bu da kitap fiyatlarının ucuzluğuna engel teşkil ediyor.
                Bir de kitap fiyatlarının pahalı olup olmadığını anlayabilmemiz için bir kitabın farklı ülkelerdeki fiyatı ile o ülkedeki kişi başı GSYİH’yı oranlayarak karşılaştırabiliriz. Bunu yapmak için son zamanlarda dünya çapında çok okunan Grinin Elli Tonu adlı kitabı örnek alabiliriz. Bu kitap için Türkiye’de fiyat ile GSYİH oranı 8,80 çıkıyor. Amerika’da bu oran 1,82 çıkıyor. Yine aynı oran Fransa’da 4,86, Almanya’da 5,10, İtalya’da 4,57, İngiltere’de 2,49 ve son olarak Finlandiya’da 4,07 olarak karşımıza çıkıyor. Bu da bir kitabın ülkemizde, örnek verdiğimiz diğer gelişmiş ülkelere nazaran daha pahalı olduğu gerçeğini gün yüzüne çıkarıyor.
                Peki, kitap satışlarından asıl para kazanan kim? Öncelikle devlet kitap satışlarından %8 oranında KDV alıyor. Bu oranı yüksek bulanların ve hiç vergi alınmaması gerektiğini düşünenlerin sayısı çok fazla. Öte yandan yazarlar kitap satışlarından telif hakkı olarak belli bir pay alıyor. Bu pay kitaptan kitaba ve yazardan yazara değişmekle birlikte %10 ile %40 arasında değişiyor. Bu da gösteriyor ki bir yazarın ciddi anlamda para kazanabilmesi için, hatta sadece yazarlıkla geçimini sağlayabilmesi için yazdığı kitabın gerçekten çok satılması gerek ve de telif hakkı oranının yüksek olması gerek. Anlaşılıyor ki yazarlar da kitaptan para kazanamıyor. Kitabı basan basımevi için de durum çok farklı değil. Basımevleri bastıkları kitabı satış fiyatının en fazla yarısı kadarına elinden çıkarıyor. Bundan sonraki gelir tamamen dağıtımcı ve kitabevlerine kalıyor. Bütün bunlar Türkiye’de kitap satışlarından para kazananların, piyasayı ellerinde tutan belli başlı kitabevleri olduğu sonucuna bizi ulaştırıyor.
                Kitap fiyatları konusu açılınca en çok duyduğumuz şeylerden biri de sigara ile kitap fiyatlarının karşılaştırılması. Ne denli zararlı olduğunu bildiğimiz bir paket sigaranın 8 – 10 TL olduğu bir ülkede ortalama 20 TL olan kitap fiyatları çok da pahalı görünmüyor. Bu bakış açısına sahip insan sayısı da azımsanmayacak kadar çok ve haksız da sayılmazlar.

                Sonuç olarak kitap fiyatları ülkemizde ucuz diyemiyoruz. Gelişmiş ülke insanlarına nazaran kitaba daha pahalı ulaşıyoruz. Ama belki de asıl soru ‘Kitaplar pahalı mı?’ sorusu değil, ‘Ülkede pahalı olmayan ne var?’ sorusudur.