Talep belli bir piyasada, belli bir mala olan satın alma isteğidir. Ekonomideki en temel olgulardan biri olan talep iktisat öğrenmeye başlayan öğrencilere ilk öğretilen ekonomik terimlerdendir. Yalnız taleple alakalı önemli olan nokta, bu satın alma isteğinin maddi güçle desteklenmiş olmasının gerekmesidir. Örneğin asgari ücretle çalışsan bir işçinin lüks bir yat sahibi olmak istemesini lüks yat talebini arttıran bir durum olarak sayamayız. Talebi etkileyen faktörler ise o malın fiyatı, tamamlayıcı malın fiyatı, ikame malın fiyatı, kişisel tercihler, o mala duyulan ihtiyacın şiddeti şeklinde sıralanabilir. Ekonomide D harfi ile gösterilir.
Güncel ve günlük konuları iktisadi bir yaklaşım içinde değerlendirmek ve herkesin faydalanması için oluşturulmuş kişisel bir sayfa. Merak etmek, düşünmek, sorular sormak, sorgulamak ve araştırmak sayfanın karakteristiğini oluşturmaktadır. Ziyaret edenlerden fikirlerini, düşüncelerini, eleştirilerini ve tavsiyelerini yorum olarak yazmalarını rica ediyorum.
fiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Aralık 2015 Salı
Talep
İngilizcesi: Demand
Talep belli bir piyasada, belli bir mala olan satın alma isteğidir. Ekonomideki en temel olgulardan biri olan talep iktisat öğrenmeye başlayan öğrencilere ilk öğretilen ekonomik terimlerdendir. Yalnız taleple alakalı önemli olan nokta, bu satın alma isteğinin maddi güçle desteklenmiş olmasının gerekmesidir. Örneğin asgari ücretle çalışsan bir işçinin lüks bir yat sahibi olmak istemesini lüks yat talebini arttıran bir durum olarak sayamayız. Talebi etkileyen faktörler ise o malın fiyatı, tamamlayıcı malın fiyatı, ikame malın fiyatı, kişisel tercihler, o mala duyulan ihtiyacın şiddeti şeklinde sıralanabilir. Ekonomide D harfi ile gösterilir.
Talep belli bir piyasada, belli bir mala olan satın alma isteğidir. Ekonomideki en temel olgulardan biri olan talep iktisat öğrenmeye başlayan öğrencilere ilk öğretilen ekonomik terimlerdendir. Yalnız taleple alakalı önemli olan nokta, bu satın alma isteğinin maddi güçle desteklenmiş olmasının gerekmesidir. Örneğin asgari ücretle çalışsan bir işçinin lüks bir yat sahibi olmak istemesini lüks yat talebini arttıran bir durum olarak sayamayız. Talebi etkileyen faktörler ise o malın fiyatı, tamamlayıcı malın fiyatı, ikame malın fiyatı, kişisel tercihler, o mala duyulan ihtiyacın şiddeti şeklinde sıralanabilir. Ekonomide D harfi ile gösterilir.
27 Haziran 2015 Cumartesi
KATMA DEĞER NEDİR? NEDEN ÖNEMLİDİR?
KATMA DEĞER NEDİR?
NEDEN ÖNEMLİDİR?
Günümüzün
herkesten fazla söz sahibi olan, gelişmiş, kalkınmış ülkeleri bu güçlerini neye
borçlu? Türkiye’den, Azerbaycan’dan, İran’dan, Güney Afrika’dan ya da Brezilya’dan
farklı ne yapıyorlar? Hiç şüphesiz ki doğru cevap katma değerli teknolojik üretim.
Bu ülkeler çağın en ileri teknolojisini üretiyorlar ve bu ürünleri satabilmek
için insanların peşinde koşmuyor ve ya kapı kapı gezmiyorlar. Tam tersine bütün
dünyada insanlar bu katma değerli ürünleri almak için aylar öncesinden sıraya
giriyor. Herkes katma değerli dediğimiz ürünleri üzerindeki fiyat etiketine
bakmaksızın satın alıyor. Bir ülkenin gelişmiş ekonomiye sahip olmasının yolu buradan
geçiyor.
Katma
değer deyince aklımıza girdi ve çıktı arasındaki fark gelmelidir. Yani bir ürün
üretilmesi için harcanan para ile o ürünün satıldığında elde edilen para ne
kadar fazlaysa bu ürün o kadar katma değerli diyoruz. Ama bu olaya sadece para
açısından bakmak eksiklik olur. Katma değerli üretimin sağladığı getiri paradan
çok daha fazlasıdır.
Katma
değerli ürünler yükte hafif, pahada ağır özellik gösterirler. Şuan Türkiye'nin
ihraç ettiğimi malların bir kilosu 1,5 $ etmekte. Bu veri Almanya için 4 $,
Japonya için 3,5 $ ve Güney Kore için 3 $ seviyesinde. Artık ülkeler ihracatını
değil, ihraç ettiği malların birim kilogram başına düşen getirisini arttırmaya
çalışmaktadırlar. Eğer güçlü ekonomiler arasına girmek istiyorsak ülkece
yapmamız gereken ihracatın kilogram fiyatını arttırmaktır. Bunun yolu da katma
değerli ürünleri üretmekten geçmektedir. Buna örnek olarak pek çok şey ürünü
sayabiliriz. Bir harici hard disk aldığımızda ortalama 150 lira veriyoruz. Küçücük
bir kutudan bahsediyoruz. Bir de 150 lirayla patates aldığımızı düşünelim. 150
liralık teknolojik bir ürün ile patatesi ağırlık olarak karşılaştırdığımızda
katma değerin ne olduğu ve ne kadar önemli olduğu biraz daha anlaşılmıştır
umarım.
Katma
değer sadece sanayide var olan bir olgu olarak düşünülmemelidir. Tarımda,
hayvancılıkta, sporda, inşaatta, tekstilde yani ekonominin hemen her alanında
katma değerli üretim yer edinmiştir. Dünyanın ikinci tarım ihracatçısı, Konya
büyüklüğünde toprağa sahip olan Hollanda başarısını katma değerli ürünler üretmeye
borçludur.
miktarda kaynak ayrılmaz ve bu konu önemsenmezse teknolojik gelişim sağlanamayacaktır. Asya’da Çin, Japonya ve Güney Kore AR-GE faaliyetlerinde başa çekmektedir. Çin 2009 yılında AR-GE’ ye 154 milyar $ kaynak ayırmış ve Çin’de bu alanda faaliyet gösteren kişi sayısı bir milyonu bulmuştur. Türkiye is AR-GE harcamasını 8,7 milyar $ dolar olarak gerçekleştirmiştir. Asıl kıyaslama verisi AR-GE harcamalarının GSYİH’ye oranı resmi daha net görmemizi sağlamaktadır. bu veri incelendiğinde Güney Kore %3,36 oranına sahip çıkmakta ve bu oranla da dünyada birinci sırada bulunmaktadır. Türkiye’de is aynı olan 2010 yılı için %0,80 çıkmaktadır. Bu oran dünya ülkeleri arasında oldukça geride kaldığımız anlamına gelmekte. AR-GE’nin nihai amacı olan patent alma sayıları incelendiğinde ise yine durum ülkemiz açısından çok parlak gözükmemektedir. Karşılaştırmak açısından 2011 verilerini incelediğimizde Çin’in o yıl 172.000, Güney Kore'nin 94.000; Rusya, Hindistan ve Brezilya'nın her birinin 30.000 adet patent aldığını görüyoruz. Türkiye'nin ise 2011 yılında aldığı patent sayısı toplam 988. İnanılmaz derecede geri kaldığımız açıkça ortada görünüyor.
Katma
değerli ürün üretimi yolunda bir diğer önemli konu da markalaşmak ya da daha
doğru deyişle marka değeri yaratmak. Dünya’da insanların markalara olan bakışı,
onları sevmesi, benimsemesi ekonomi ve işletme bilimini bambaşka bir yere
götürdü. Artık işletmelerin en nihai amacı karını maksimize etmek değil marka
değerini maksimize etmek oldu. Marka üretilen ürünlerin satılmasına büyük katkı
sağlıyor. Ama asıl katkısı ürünlerin yüksek fiyattan satılmasına kazandırdığı
faydadır. Bir kot pantolonun muhtelif bir yerine bir marka simgesi
yerleştirilmesi, o kot pantolonun değerini yüzlerce lira yukarı çekiyor.
Dünyada
söz sahibi olabilmek güçlü bir ülke olmaktan, güçlü bir ülke olmak da ekonomik
gelişmişlikten geçmektedir. Ekonominin gelişmesi ve sağlam bir yapıya kavuşması
üretimle, daha da önemlisi katma değerli üretimle mümkündür. Ülke olarak henüz bu
konularda çok yetersiz durumdayız. Ama Türkiye yapacağı ekonomik yenilikler ve
uygulayacağı çağdaş, bilimsel uygulamalarla katma değerli ürünleri üretme
yoluna er ya da geç girecektir.
Etiketler:
AR-GE,
ekonomi,
fiyat,
Güney Kore,
Hollanda,
işletme,
katma değer,
marka,
marka değeri,
patent,
tarım,
teknolojik,
Türkçe,
Türkiye,
üretim,
ürün
20 Haziran 2015 Cumartesi
TÜRKİYE’DE KİTAP FİYATLARI PAHALI MI?
TÜRKİYE’DE KİTAP FİYATLARI
PAHALI MI?
Ülkemizde
kitap okunmadığı maalesef acı bir gerçek. Kitaba harcadığımız vakit ve para
gelişmiş ülkelere oranla bir hayli düşük. Peki, bu durumun böyle olmasında
kitap fiyatlarının etkisi ne? Kitaplar çok mu pahalı? Aslında bu soru genel
anlamıyla sorulduğunda gerçek bir fikir birliğinin olmadığını görmekteyiz. Kimine
göre kitaplar çok pahalı, kimine göre de bazı gereksiz ve zararlı şeylerle
karşılaştırıldığında çok ucuz. Peki, doğru cevaba nasıl ulaşacağız? Bunun için
bir takım karşılaştırma ve tespit yapmamız gerekiyor.
Bir
de kitap fiyatlarının pahalı olup olmadığını anlayabilmemiz için bir kitabın
farklı ülkelerdeki fiyatı ile o ülkedeki kişi başı GSYİH’yı oranlayarak karşılaştırabiliriz.
Bunu yapmak için son zamanlarda dünya çapında çok okunan Grinin Elli Tonu adlı
kitabı örnek alabiliriz. Bu kitap için Türkiye’de fiyat ile GSYİH oranı 8,80
çıkıyor. Amerika’da bu oran 1,82 çıkıyor. Yine aynı oran Fransa’da 4,86,
Almanya’da 5,10, İtalya’da 4,57, İngiltere’de 2,49 ve son olarak Finlandiya’da 4,07
olarak karşımıza çıkıyor. Bu da bir kitabın ülkemizde, örnek verdiğimiz diğer
gelişmiş ülkelere nazaran daha pahalı olduğu gerçeğini gün yüzüne çıkarıyor.
Peki,
kitap satışlarından asıl para kazanan kim? Öncelikle devlet kitap satışlarından
%8 oranında KDV alıyor. Bu oranı yüksek bulanların ve hiç vergi alınmaması
gerektiğini düşünenlerin sayısı çok fazla. Öte yandan yazarlar kitap
satışlarından telif hakkı olarak belli bir pay alıyor. Bu pay kitaptan kitaba
ve yazardan yazara değişmekle birlikte %10 ile %40 arasında değişiyor. Bu da
gösteriyor ki bir yazarın ciddi anlamda para kazanabilmesi için, hatta sadece
yazarlıkla geçimini sağlayabilmesi için yazdığı kitabın gerçekten çok satılması
gerek ve de telif hakkı oranının yüksek olması gerek. Anlaşılıyor ki yazarlar
da kitaptan para kazanamıyor. Kitabı basan basımevi için de durum çok farklı
değil. Basımevleri bastıkları kitabı satış fiyatının en fazla yarısı kadarına
elinden çıkarıyor. Bundan sonraki gelir tamamen dağıtımcı ve kitabevlerine kalıyor.
Bütün bunlar Türkiye’de kitap satışlarından para kazananların, piyasayı
ellerinde tutan belli başlı kitabevleri olduğu sonucuna bizi ulaştırıyor.
Kitap
fiyatları konusu açılınca en çok duyduğumuz şeylerden biri de sigara ile kitap
fiyatlarının karşılaştırılması. Ne denli zararlı olduğunu bildiğimiz bir paket
sigaranın 8 – 10 TL olduğu bir ülkede ortalama 20 TL olan kitap fiyatları çok
da pahalı görünmüyor. Bu bakış açısına sahip insan sayısı da azımsanmayacak
kadar çok ve haksız da sayılmazlar.
Sonuç
olarak kitap fiyatları ülkemizde ucuz diyemiyoruz. Gelişmiş ülke insanlarına
nazaran kitaba daha pahalı ulaşıyoruz. Ama belki de asıl soru ‘Kitaplar pahalı
mı?’ sorusu değil, ‘Ülkede pahalı olmayan ne var?’ sorusudur.
Etiketler:
arz,
devlet,
fiyat,
grinin elli tonu,
gsyih,
kdv,
kitabevleri,
kitap,
kitap fiyatları,
maliyet,
okuma oranları,
sigara,
soru,
talep,
telif,
Türkçe,
ucuz,
vergi,
yazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)