In English

tarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2015 Çarşamba

İŞSİZLİĞİN NEDENLERİ, SONUÇLARI, ÇÖZÜM YOLLARI

İŞSİZLİĞİN NEDENLERİ, SONUÇLARI, ÇÖZÜM YOLLARI

                İşsizlik bir ekonomide işlerin yolunda gidip gitmediğini gösteren en önemli kriterlerden biri durumundadır. Hem gelişmiş ülkelerin hem de gelişmekte olan ülkelerin iyileştirmeye çaba sarf ettiği bir sorundur işsizlik. İşsizlik deyince kastettiğimiz şey, o yılın cari ücretleriyle çalışmaya razı olan fakat iş bulamayan kişilerdir. Dünya genelinde artan teknolojik gelişmeye bağlı olarak değişen üretim yöntemleri insanların iş gücüne katılımlarını kısıtlamaktadır. Ayrıca sürekli artan nüfusa istihdam oluşturmak da oldukça güç bir mesele olduğundan, işsizlik hemen her ülke için sürekli üstünde durulan ya da kontrol altında tutulan bir konudur.
                İşsizliğin nedenleri çeşitlidir. Gelişmiş ülkelerde daha çok talep yetersizliğinden kaynaklanmakta, gelişen ülkelerde ise yeterli istihdam alanının olmamasından ileri gelmektedir. Gelişmekte olan ülkeler ekonomik açıdan tarım ülkesi olmaktan sanayi ülkesi olmaya geçerken işsizlik oranlarının artmaması çok zordur. İşsizlik yaşanmaması için tarımdan sanayiye geçecek olan işgücü için yeterli istihdam alanı açılması gerekmektedir ki bu da yeni sanayileşmekte olan ülkeler için bir anda olabilecek bir durum değildir. Ayrıca kırdan kentlere göçün hızlı bir şekilde artması da işsizliğin önemli nedenlerindendir. Ayrıca devletlerin uyguladığı yanlış istihdam politikaları günümüzde işsizliğin en önemli nedenlerinden biri sayılmaktadır. Gelişen teknoloji de üretim sistemlerini kökten değiştirerek, üretimin daha az emeğe ihtiyaç duymasına neden olmuş ve bu da işsizliği arttıran sebeplerden biri haline gelmiştir.
                İşsizlik hem bireysel hem de toplumsal bir takım sonuçlar doğurur. Bireysel sonuçlarının en önemlilerini kişinin psikolojik açıdan rahatsız hissetmesi, özgüven kaybı, ailesine karşı olan sorumluluğunu yerine getirememenin verdiği huzursuzluk şeklinde sıralayabiliriz. Toplumsal sonuçlar ise bireyin üstündeki negatif etkilerinden dolayı tahmin edilebileceği üzere kötüdür. Toplumda sigara, alkol, uyuşturucu gibi zararlı bağımlılıkların artması ile işsizlik arasında bir ilişki olduğunu gösteren pek çok aştırma vardır. Ayrıca işsizlik oranı yüksek toplumlarda suç işleme ve intihar gibi davranış bozukluklarının görülme oranı da yüksek seyretmektedir. İşsizliğin iktisadi sonuçları ise ülke ekonomisinin büyümesine engel olmasıdır. İşsizlik bir ekonomide sahip olunan kaynakların bir kısmının atıl tutulması anlamına gelmekte ve bu da üretimin olabileceğinden daha düşük gerçekleşmesine neden olmaktadır. Böyle olunca ülkedeki yaşam standartları da yeterli seviyeye getirilememektedir.
                Türkiye açısından işsizliğe bakacak olursak özellikle 1980 sonrasında ekonomimizin en önemli yaralarından biri olduğunu görürüz. Şuanda %11 civarında olan işsizlik oranı ülkemiz için son derece olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Bu oran 3 milyondan fazla işsiz olduğu anlamına gelmektedir. Komşumuz Yunanistan ve bazı Avrupa ülkeleri, Ortadoğu ve Afrika ülkeleri dünyada işsizlik oranının yüksek olduğu yerler durumundadır.
                İşsizliği ortadan kaldırmak yolunda atılabilecek en önemli adım istihdam yaratılmasıdır. Bunu da yatırımların artmasına uygun bir alan oluşturmak yoluyla yapabilmek mümkündür. İşsizlikle mücadelede yeni iş sahalarının açılması ve eğitim sisteminin doğru şekilde iş hayatına yönelik yeniden düzenlenmesi büyük önem arz etmektedir. Ayrıca kırdan kente göçün önlenmesi de işsizlik oranlarını düşürmeye yönelik atılacak bir adım olabilir.

                Sonuç olarak işsizlik bir ülkede bireyi, toplumu ve ekonomiyi önemli ölçüde kötü etkileyen bir sorundur. Bu sorunun üstesinden yalnızca doğru politikalar izlemek yoluyla kurtulabilirsiniz. İşsizliğin %30’ları aştığı ülkelerin yanında %1’ler ya da %3’ler seviyesinde tutabilen ülkeler de mevcut. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin başını daha çok ağrıtan bu sorun olan işsizlik doğru hamlelerle büyük ölçüde yok edilebilmektedir.

27 Haziran 2015 Cumartesi

KATMA DEĞER NEDİR? NEDEN ÖNEMLİDİR?

KATMA DEĞER NEDİR? NEDEN ÖNEMLİDİR?

                Günümüzün herkesten fazla söz sahibi olan, gelişmiş, kalkınmış ülkeleri bu güçlerini neye borçlu? Türkiye’den, Azerbaycan’dan, İran’dan, Güney Afrika’dan ya da Brezilya’dan farklı ne yapıyorlar? Hiç şüphesiz ki doğru cevap katma değerli teknolojik üretim. Bu ülkeler çağın en ileri teknolojisini üretiyorlar ve bu ürünleri satabilmek için insanların peşinde koşmuyor ve ya kapı kapı gezmiyorlar. Tam tersine bütün dünyada insanlar bu katma değerli ürünleri almak için aylar öncesinden sıraya giriyor. Herkes katma değerli dediğimiz ürünleri üzerindeki fiyat etiketine bakmaksızın satın alıyor. Bir ülkenin gelişmiş ekonomiye sahip olmasının yolu buradan geçiyor.
                Katma değer deyince aklımıza girdi ve çıktı arasındaki fark gelmelidir. Yani bir ürün üretilmesi için harcanan para ile o ürünün satıldığında elde edilen para ne kadar fazlaysa bu ürün o kadar katma değerli diyoruz. Ama bu olaya sadece para açısından bakmak eksiklik olur. Katma değerli üretimin sağladığı getiri paradan çok daha fazlasıdır.
                Katma değerli ürünler yükte hafif, pahada ağır özellik gösterirler. Şuan Türkiye'nin ihraç ettiğimi malların bir kilosu 1,5 $ etmekte. Bu veri Almanya için 4 $, Japonya için 3,5 $ ve Güney Kore için 3 $ seviyesinde. Artık ülkeler ihracatını değil, ihraç ettiği malların birim kilogram başına düşen getirisini arttırmaya çalışmaktadırlar. Eğer güçlü ekonomiler arasına girmek istiyorsak ülkece yapmamız gereken ihracatın kilogram fiyatını arttırmaktır. Bunun yolu da katma değerli ürünleri üretmekten geçmektedir. Buna örnek olarak pek çok şey ürünü sayabiliriz. Bir harici hard disk aldığımızda ortalama 150 lira veriyoruz. Küçücük bir kutudan bahsediyoruz. Bir de 150 lirayla patates aldığımızı düşünelim. 150 liralık teknolojik bir ürün ile patatesi ağırlık olarak karşılaştırdığımızda katma değerin ne olduğu ve ne kadar önemli olduğu biraz daha anlaşılmıştır umarım.
                Katma değer sadece sanayide var olan bir olgu olarak düşünülmemelidir. Tarımda, hayvancılıkta, sporda, inşaatta, tekstilde yani ekonominin hemen her alanında katma değerli üretim yer edinmiştir. Dünyanın ikinci tarım ihracatçısı, Konya büyüklüğünde toprağa sahip olan Hollanda başarısını katma değerli ürünler üretmeye borçludur.
                Yüksek katma değer yüksek teknolojiden geçmektedir. Teknolojik açıdan geri kalmış bir ülkenin katma değerli ürünler üretip satması hayalden öteye gidemez. İleri teknoloji ise ülke için AR-GE çalışmaları sonucu elde edilebilecek bir şeydir. AR-GE faaliyetlerine yeteri
miktarda kaynak ayrılmaz ve bu konu önemsenmezse teknolojik gelişim sağlanamayacaktır. Asya’da Çin, Japonya ve Güney Kore AR-GE faaliyetlerinde başa çekmektedir. Çin 2009 yılında AR-GE’ ye 154 milyar $ kaynak ayırmış ve Çin’de bu alanda faaliyet gösteren kişi sayısı bir milyonu bulmuştur. Türkiye is AR-GE harcamasını 8,7 milyar $ dolar olarak gerçekleştirmiştir. Asıl kıyaslama verisi AR-GE harcamalarının GSYİH’ye oranı resmi daha net görmemizi sağlamaktadır. bu veri incelendiğinde Güney Kore %3,36 oranına sahip çıkmakta ve bu oranla da dünyada birinci sırada bulunmaktadır. Türkiye’de is aynı olan 2010 yılı için %0,80 çıkmaktadır. Bu oran dünya ülkeleri arasında oldukça geride kaldığımız anlamına gelmekte. AR-GE’nin nihai amacı olan patent alma sayıları incelendiğinde ise yine durum ülkemiz açısından çok parlak gözükmemektedir. Karşılaştırmak açısından 2011 verilerini incelediğimizde Çin’in o yıl 172.000, Güney Kore'nin 94.000; Rusya, Hindistan ve Brezilya'nın her birinin 30.000 adet patent aldığını görüyoruz. Türkiye'nin ise 2011 yılında aldığı patent sayısı toplam 988. İnanılmaz derecede geri kaldığımız açıkça ortada görünüyor.
                Katma değerli ürün üretimi yolunda bir diğer önemli konu da markalaşmak ya da daha doğru deyişle marka değeri yaratmak. Dünya’da insanların markalara olan bakışı, onları sevmesi, benimsemesi ekonomi ve işletme bilimini bambaşka bir yere götürdü. Artık işletmelerin en nihai amacı karını maksimize etmek değil marka değerini maksimize etmek oldu. Marka üretilen ürünlerin satılmasına büyük katkı sağlıyor. Ama asıl katkısı ürünlerin yüksek fiyattan satılmasına kazandırdığı faydadır. Bir kot pantolonun muhtelif bir yerine bir marka simgesi yerleştirilmesi, o kot pantolonun değerini yüzlerce lira yukarı çekiyor.

                Dünyada söz sahibi olabilmek güçlü bir ülke olmaktan, güçlü bir ülke olmak da ekonomik gelişmişlikten geçmektedir. Ekonominin gelişmesi ve sağlam bir yapıya kavuşması üretimle, daha da önemlisi katma değerli üretimle mümkündür. Ülke olarak henüz bu konularda çok yetersiz durumdayız. Ama Türkiye yapacağı ekonomik yenilikler ve uygulayacağı çağdaş, bilimsel uygulamalarla katma değerli ürünleri üretme yoluna er ya da geç girecektir.

22 Haziran 2015 Pazartesi

TÜRKİYE’NİN DÜNYADAKİ EKONOMİK YERİ

TÜRKİYE’NİN DÜNYADAKİ EKONOMİK YERİ

                Ülkemiz cennetin dünyadaki karşılığı gibi. Her köşesi kendine has bir güzellik taşıyor. Tarihiyle, kültürüyle Türkiye dünyada çok az sayıda ülke ile kıyaslanabilir. Dünyanın en stratejik konumu ve en bereketli topraklarına sahibiz. Bunları kimse tartışamaz. Peki, ekonomik açıdan dünyanın neresindeyiz? Artık dünya ekonomi merkezli bir yapıya bürünmektedir. Halklar arttık hükümetleri ekonomik performansına göre seçmekte ve onları görevden almaktadır. Günümüz dünyasında refahın, huzurun, sağlığın ve mutluluğun yolu ekonomiden geçiyor. Güçlü devletler bu güçlerini ekonomilerine borçludur. Ekonomisini güçlü hale getiren bu ülkeler dünyayı yönetiyorlar. Bu doğrultuda kendi ekonomimizin durumunu bilmemizin ne kadar önemli olduğu apaçık ortaya çıkıyor.
                Öncelikle en genel perspektiften bakalım. Ülke ekonomileri gözden geçirilirken ilk bakılan veri genlikle gayri safi yurt içi hâsıladır. Kısaca GSYİH olarak ekonomi yazılarında karşımıza çıkıyor. Veriye girmeden önce ne anlama geldiğinden kısaca bahsedeyim. GSYİH bir ülkede bir zaman dilimi içerisinde üretilen her şeydir. Türkiye’nin 2013 GSYİH’sı 822 Milyar $ olarak hesaplanmış. Dünya ülkeleri bu veri ile sıralandığında Türkiye 17. sırada kendine yer bulabiliyor. Bu arada önemli bir detay var. Türkiye yaklaşık 60 yıldır en büyük 18 ekonomi içinde bulunuyor.  Fakat bu veriden daha belirleyici ve ülke insanının ekonomik düzeyi hakkında bilgi veren bir bilgi. O da kişi başına düşen GSYİH. Kişi başına düşen GSYİH, GSYİH’nın ülke nüfusuna bölünmesiyle buluyor. Türkiye için bu veri 10,404 $ çıkıyor. Kişi başı GSYİH sıralamasında ise durum pek iç açıcı görünmüyor. Ülkemiz bu alanda dünyada 62. sırada. Şunu da belirtmek gerekiyor ki Türkiye’nin kişi başı milli geliri beş yıldan daha fazla bir süredir ilerleyememekte. Ekonomide orta gelir tuzağı denen bu durum ülkemizin ekonomik açıdan uzun zamandır yerinde saydığının bir göstergesi.
                Bu işe bir de tarım açısından bakalım. Türkiye bir tarım ülkesi olarak bilinir. Verimli toprakları ve tarım geleneğiyle ülkemiz tarım potansiyeli en yüksek olan ülkeler içinde. Bizi ilgilendiren verilere bakacak olursak Türkiye’nin tarımsal gelirini 62 Milyar $ olarak görüyoruz. Bu açıdan Avrupa’da ilk sıradayız. Dünyanın geneline bakacak olursak ise 7. sıradayız. Tarım alanında dünyanın söz sahibi ülkelerinden biri olduğumuz aşikâr. Fakat tarımda potansiyelimizin çok altında olduğumuz otoritelerce vurgulanmaktadır. Yani Türkiye doğru politikalarla tarımsal üretimde daha yüksek seviyelere varabilecektir.
                Ekonominin bir diğer göstergesi sanayi üretimi ve sanayileşme düzeyidir. Sanayileşme ekonomik gelişmişlik için olmazsa olmaz bir durumdur.  Genel olarak bakıldığında ülkemiz batı ülkelerinden sanayileşme anlamında geri kalmış gözükmekte. Asya ve Afrika ülkelerinden ise birkaç istisna dışında daha iyi görünüyoruz.
                Bir diğer gösterge finansal göstergelerdir. Bunu değerlendirmek için Borsa İstanbul’un performansına bakmamız gerekiyor. Borsa İstanbul 196 Milyar $ piyasa değerine sahip olup 416 şirketi bünyesinde barındırmaktadır. Bu verilerden piyasa değeri açısından 57 dünya borsası içinden 37, işlem hacmi bakımından ise 22. Sırada bulunan Borsa İstanbul’un zamanla daha güçlü hale gelmesi için çalışılmaktadır.

                Bütün bu verilerin rehberliğinde ülkemizin ekonomik açıdan dünyada hangi konumda olduğuna dair bir fikrimiz oluşmuş oldu. Görüldüğü üzere Türkiye potansiyelinin çok altında bir durumda bulunuyor. Ekonomimizin daha üst sıralara tırmanması için bazı reformlar ve politika değişiklikleri yapılması kaçınılmaz görünüyor. Ülke insanının mutluluğu, refahı ve yaşam kalitesi bu değişikliklerin yapılmasına bağlı diyebiliriz.