In English

3 Temmuz 2016 Pazar

Terör Hakkında

2016 yılı dünyasında insanlığın baş etmekte olduğu sorunları şöyle bir düşünecek olursak eğer ilk olarak aklımıza küresel ısınma, zengin fakir arasındaki uçurumun durmadan artması ve de terörizm gelecektir. Terörizmin sadece üç beş ülkenin sorunu olmadığı, bütün dünyanın ortak bir meselesi durumunda bulunduğu net bir gerçek. Yine aynı şekilde bu sorunun üstesinden ancak bütün dünya ülkeleri kol kola girerse gelinebileceği de aşikârdır. Günümüzde korku, kin ve nefretten beslenen terörün can damarı cahillik olagelmiştir. Bu yüzden terörle mücadele başlığının hep geri plana atılan bir öğesi olarak kalan boyutuna değinmek istiyorum.

Terörün önüne geçebilmenin bütün dünyanın yan yana bir çalışması sonucu mümkün olabileceğine değindim. Ama bunun imkânsıza yakın olduğunu da belirtmeliyiz. Makro açıdan bakıldığında ülke dış politikalarının, bakış açılarının oldukça farklılaşabileceğini görüyoruz. Zira kimi yapılanmalar bazı ülkeler için terör örgütü sayılırken bazı ülkeler için işbirlikçi konumunda bulunabiliyor. Buna en güncel örnek Suriye'nin kuzeyinde savaşa entegre halde bulunan YPG’yi verebiliriz. YPG Türkiye tarafından terörist bir örgüt olarak görülürken ABD böyle düşünmeyip bu yapılanmaya çeşitli silah yardımları yapıyor.

Ben terörizmle mücadele etmenin silahla olan yönteminden daha etkili bir şeklinden bahsedeceğim. Terör kafasının içi boş, düşünce dünyası gelişememiş insanları kullanıyor. Bu insanların boş olan zihinleri saçma zırvalarla, yalan dolanlarla çeşitli metotlar kullanılarak dolduruluyor ve birer ölüm makinesi haline getiriliyorlar. Yüzlerce masum insanın içinde, onlarca kilo patlayıcıyla kendilerini havaya uçurabilecek kıvama getiriliyorlar.


Bence terörü ortadan kaldırabilecek tek yöntem silahlı mücadeleden ziyade cahillikle savaşmaktır. İnsanlara kaliteli eğitim sunmak, okuma alışkanlığı edinmelerini sağlamak, sorgulayıcı düşünce yapısına sahip olabilmelerine gayret göstermek gerekiyor. Devletlerini terörle mücadele stratejilerinin başında bunlar gelmeli diye düşünüyorum. Okuduğu son kitap Cin Ali olan bir toplumun gerçekleri görme açısından nerede olabileceğini bir düşünelim. Kaliteli eğitim kaliteli kültür ve sanatla desteklenirse eğer bizim gibi özellikle Ortadoğu ve İslam ülkeleri çok daha insanca bir hayata kavuşacaktır. Umutla, kitapla, şiirle, sevgiyle kalın.

8 Haziran 2016 Çarşamba

Kan Konuşmaz

           Destansı şiirleriyle bildiğimiz, sevdiğimiz memleket şairi Nazım Hikmet’in “Kan Konuşmaz” romanı oldukça eski tarihli bir baskıdan okudum. Umut Yayınları tarafından basılan elimdeki nüshanın basım yılı belirtilmemesine rağmen, sarı saman kağıdı ve arada bir geçen eski sözcüklerden basılalı çok zaman geçtiğini anlamak zor değil.
            Roman 1. Dünya Savaşı’nın henüz başlamadığı bir zamanla 1930’lu yılların başı arasında geçmekte. Başkahramanımız bir gözünü kaybetmiş, son derece açık fikirli, maddi durumu kötü olmasına rağmen yüreği ve zihniyeti oldukça zengin olan torna ustası Nuri Usta ve onun ailesi. Nuri Usta ve ailesinin başına gelen güzel şeyler de oluyor kimsenin yaşamak istemeyeceği beter olaylar da. Ama onlar daima birbirlerine sımsıkı bağlı halde aile kavramını, baba oğul ilişkisini okuyucuya yeniden öğretecek bir duruşla yaşıyorlar.

           Döneme ışık tutması bağlamında ise kitap dev bir eser. İstanbul’u Osmanlı’nın son dönemleri ve Cumhuriyet’in ilk yılları görmek, yaşamak isteyen mutlaka “Kan Konuşmaz” romanını okumalı. Ayrıca roman sizi Milli Mücadeleye de dâhil ediyor. Nazım Hikmet’in kelimelerle nasıl harikalar yarattığını, hisleri katıksızca nasıl dile getirebildiğini şiirlerin biliyordum. Bu romanıyla düz yazıda da şiirde olduğu gibi büyük bir üstat olduğunu, bir dünya yazarı olduğun ayırtına varmış oldum. Okunması şiddetle tavsiye edilir.

21 Mayıs 2016 Cumartesi

Kroyçer Sonat

                Lev Tolstoy’dan Kroyçer Sonat ahlak, kadın-erkek ilişkileri, evlilik gibi konuların işlendiği kısa sayılabilecek bir roman. Kitap yaşı ilerlemiş bir devrimcinin, Pozdnişev’in, başından geçen evlilik hikâyesini kendi ağzından anlatması üzerine kurgulanmış. Romancılığın en büyük üstatlarından Tolstoy, toplumsal ahlakının bozulmasını romanına konu ederek bu soruna dikkat çekmek istemiş olabilir. Kitabı okurken 1889 Rusya’sında bizimkilere çok benzeyen örf ve adetler olması en çok dikkatimi çeken şeylerden biri oldu. Kroyçer Sonat küçük, kısa bir kitap fakat Tolstoy’un öylesine hakiki tespitleriyle ve fikirleriyle bezenmiş ki kitabın okuyucuya kattıkları ebadının çok ilerisinde. Kitabı okurken Pozdnişev’in bazı fikirlerine katılmasam da kitabın yaklaşık 130 sene öncesinde yazıldığını düşününce ona daha fazla hak vermeye başladım. Ayrıca ne kadar önemli bir ayrıntı bilmiyorum ama ben romanın 1992 yılında Varlık Yayınları’ndan çıkan baskısını okudum. Bugün birkaç farklı kitabevi tarafından yapılan baskıları mevcut. Kitabın sonunda Tolstoy’un okuyucuların mektupları üzerine kaleme aldığı bir de sonsöz bölümü bulunmakta.

16 Mayıs 2016 Pazartesi

1984

                 George Orwell’in 1948 yılında kaleme aldığını okuduktan sonra öğrendiğim ‘1984’ romanı distopik bir eser. Yazarın romana 1984 demesi ve olayların 1984’te geçmesi 1948’deki 4 ve 8’in yer değiştirmesiyle ortaya çıkartılmış.

                1948’te yazılan 1984’te geçen ve 2016 yılında okuduğum romanın bende ortaya çıkardığı etki derin oldu. Olaylar baskıcı kelimesinin çok hafif kaldığı bir iktidar tarafından yönetilen distopik Okyanusya ülkesinde geçiyor. Öyle ki kendisine Parti diyen iktidar, halkına yalan söylüyor, onları uyutuyor, sindiriyor ve sömürüyor. Gelinen teknolojik seviye sayesinde her yurttaş özel hayat önemsenmeksizin denetim ve kontrol altında tutuluyor. Parti düşünmeye, sevmeye, insani ilişkilere düşmanca karşı. Devlet denen şey Parti’nin sonsuz iktidarını sağlamak üzere dizayn edilmiş.
               
              İşte böyle bir ülkede yaşayan Winston Smith bakanlıkların birinde çalışan sıradan bir vatandaş. Fakat herkes gibi olamıyor. Düşünmek denen o insani eylemi Parti’nin emrettiğinin aksine işlemekten kendini alamıyor. Hatta çok daha ileri gidip, düşünmek ve sorgulamak konusunda kendisi gibi birisine, Julia’ya, âşık oluyor. En sonunda da Parti’nin eline düşüyor.


                George Orwell insanların nasıl bir koyun sürüsü gibi yönetilebileceklerini büyük maharetle ortaya koymuş, 1984 insanı düşünmeye teşvik ediyor. Günümüzle de ortak ayrıntılar yakalayabileceğiniz 1984 romanı dünyamızın Okyanusya’ya doğru koşar adım gittiğini aklınıza getirecek. Sadece tercih edilen metodoloji farklı diye düşüneceksiniz. Bu açıdan roman asla eskimeyecek, demode olmayacak bir klasik bence. Demokrasi, eşitlik, insan hakları gibi kavramları kitabı okuduğunuz sırada fazlaca sorgulayacaksınız. Zaten bence yazarın amacı da tam olarak bu.

                     Can Yayınevi
                     Çeviren: Celal Üster

15 Mayıs 2016 Pazar

Fareler ve İnsanlar

         John Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar kitabını düşününce ilk aklımda beliren şey kitabın salt gerçekçiliği oluyor. Öyle yalın bir şekilde anlatılıyor ki öykü kendinizi romanın geçtiği çiftlikte olayları bir köşede oturup seyrediyor gibi olabiliyorsunuz. Romanın ana karakterleri birbirinden oldukça farklı iki dostun birbirleriyle ve çevredekilerle olan ilişkilerini büyük bir ustalıkla işleyen Steinbeck akıcı ve sade bir dil kullanmış. Sayfalar geçip giderken olayın içine derinden dâhil ediyor sizi usta yazar. Fareler ve İnsanlar ayrıca düşündürücü bir kitap. Cereyan eden olaylar karşısında ‘Ben olsam ne yapardım?’ sorusunu bolca sorduruyor.  Kitabın bir diğer güzelliği ise geçtiği dönemin özelliklerini çok başarılı bir şekilde yansıtması. Kısacası Fareler ve İnsanlar okuyucusuna çok şey katacak bir başyapıt.


Sel Yayınları
Çeviren: Ayşe Ece

5 Mart 2016 Cumartesi

Bisiklet ve Ekonomi

                Bisiklet bir spordur kuşkusuz. Ama sadece spor olarak görülüp formda kalmak için kullanılan bir araç değil. İnsanların bir yerden bir yere ulaşmak için kolaylıkla tercih ettikleri bir seçenek. Her ne kadar ülkemizde yaygın olmasa da gün geçtikçe trafikte bisiklet sayısı artıyor. Bu çok sevindirici gerçekten. Trafiğe bisikletle çıkan kişi bir takım tehlikeleri kabul etmiş olsa da, bisikletlilerin ve şoförlerin bilinç düzeyi arttıkça söz konusu tehlikeler de minimum seviyeye zamanla inecek.

                Bisikletin faydaları herkesin malumu. Sağlığa, psikolojiye, cebe, doğaya faydalarından bahseden milyonlarca yazı bulabilirsiniz. Ben bu yazıda bisikleti iktisadi açıdan ele alacağım. Makro iktisadi açıdan bisikletin ülke ekonomisine artılarından ve eksilerinden bahsedeceğim.


                Öncelikle Türkiye enerjide dışa bağımlı bir ülke. Petrol ve doğal gaz
gibi enerji kaynaklarını dışarıdan alıyor ve biz vatandaşlar bunları çok pahalı kullanıyoruz. Bu açıdan baktığımızda bisiklet ülkenin enerjideki dışa bağımlığını sınırlayıcı bir etkiye sahip. Yüz yıllardır kronik hale gelen dış ticaret dengesi hastalığımıza bir çare olabilir.

                Diğer bir konu ise sağlık. Bisiklete binen kişiler hareketsiz kişilere göre daha sağlıklı olduklarından sağlık harcamaları azalıyor. Yani devletlerin bisikletlere yaptığı her türlü harcama bir sağlık harcaması niteliği taşıyor. Hareketli bir hayat tarzı sunmasının yanında bisiklet havayı da kirletmediği için hava kirliliği nedeniyle karşılaşılan hastalıklarda da bir azalma olması söz konusu.

                Öte yandan bisikletin ekonomiye olumsuz bir yanından bahsetmek istiyorum. Birçok bisiklet markası ülkemize dışarıdan ithal ediliyor. Bu ithalat-ihracat dengesi açısından olumsuz bir durum. Ayrıca bisiklet fiyatlarının dövize endeksli olmasına ve fiyatlarda istikrarsızlığa neden oluyor. Tabiki Türkiye’ de de bisiklet üretiliyor yerli firmalarımız tarafından. Ama bisikletin ana parçası olan kadrolar ve temel komponentler yine yurt dışından satın alınıyor. Sadece montaj ülke sınırları içinde yapılıyor.


                Her kişiye göre bir bisiklet mutlaka vardır. Spor olarak görene, ulaşım aracı olarak görene, oradan oraya atlayıp deşarj olmak isteyene, dağda bayırda özgürce gezmek isteyene herkese göre bir bisiklet vardır. İstemek lazım, sevmek lazım. Görüldüğü gibi iktisadi açıdan da bisikletin artıları eksilerinden fazladır. Bisiklete binmemek için kimsenin sağlık sorunları dışında hiçbir nedeni yok. Unutmayalım ki bisiklet gelecektir.

2 Şubat 2016 Salı

Arz

İngilizcesi: Supply

Arz iktisat bilimindeki en temel kavramlardan biridir. Daha çok mikroekonomi içinde kendine yer bulan arz, anlam olarak malı elinde bulunduranların (genellikle üreticiler olarak kabul edilir) söz konusu fiyattan mallarını satmak istedikleri miktarlardır. Arzın kavranması özellikle mikroekonomi sınırları içindeki pek çok hususu anlayabilmek için elzemdir. Bir malın arzı çeşitli faktörlerden pozitif veya negatif yönde etkilenir. Bu faktörleri söz konusu malın fiyatı, üretimde karşılaşılan maliyet düzeyi, teknolojik gelişmeler, tamamlayıcı ve ikame malların fiyatları şeklinde sıralayabiliriz.

Klasik arz eğrisi aşağıdaki gibidir. Bu şeklin sebebi malın fiyatı arttıkça arzının da artmasıdır.