In English

ekonomik büyüme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekonomik büyüme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2016 Çarşamba

Sosyal Sermaye Üzerine Bir İnceleme - Makale Özeti

Makale: Karagül, Mehmet ve Masca, Mahmut, (2005), “Sosyal Sermaye Üzerine Bir İnceleme”, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, Sayı: 1, ss. 37-52.

            Söz konusu makalenin analiz esaslı özeti hazırlanırken yazarların oluşturduğu plana sadık kalınmıştır. Makalenin planı aşağıdaki gibidir.
1.      Giriş
2.      Sosyal Sermaye ve Özellikleri
2.1.Sosyal Sermayenin Tanımlanması
2.2.Fiziki, Beşeri ve Sosyal Sermayenin Karşılaştırılması
2.3.Sosyal Sermaye ve Ekonomik Büyüme İlişkisi
2.4.Sosyal Sermayenin Ölçülmesi
2.5.Sosyal Sermayenin Kaynakları
2.5.1.      Aile ve Sosyal Sermaye
2.5.2.      Sivil Toplum Örgütleri ve Sosyal Sermaye
2.5.3.      Kamu Kesimi ve Sosyal Sermaye
2.5.4.      Sosyal Sermayenin Gelişiminde Diğer Unsurlar
3.      Sosyal Sermaye ve Türkiye Ekonomisi
4.      Sonuç
Kaynakça

1.      Giriş
Klasik iktisadi mantıkta yer alan emek, sermaye, girişimci ve toprak faktörlerinden oluşan üretim süreci günümüz dünyasının ekonomik faaliyetlerinin açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Günümüzün zenginleşmiş ülkelerini fakir kalmış ülkelerle karşılaştırdığımızda aradaki farkın sadece fiziki sermayeden ileri geldiğini söylemek büyük bir eksiklik barındıracaktır. Bu sebeple yeni içsel büyüme teorileri ekonomik büyümeye katkı sunan her türlü etkeni modellerine dâhil etmektedir. Bu doğrultuda az gelişmiş ülkelerin kalkınma süreçlerini sosyal politikalarla desteklemesi zorunluluğu karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı az gelişmiş ülkelerin ekonomik kalkınma sorunlarına yaklaşımda dikkatleri farklı bir bakış açısıyla uzun vadeli içsel büyüme teorileri kapsamında yeni kavramlara dikkat çekmektir. Bu yönde sosyal sermaye kavramı tanımı, özellikleri ve kaynaklarıyla ele alınacaktır.


2.      Sosyal Sermaye ve Özellikleri
Uzun vadeli ve sürdürülebilir kalkınma günümüz iktisat biliminin en yoğun çalıştığı alanlardan biridir. İnsan faktörünü öne çıkarmak amacıyla sermaye kavramına yeni anlamlar yüklenmektedir. Sosyal sermaye kavramını da bu anlamda incelemek gerekir.
2.1  Sosyal Sermayenin Tanımı
Sosyal sermaye ile ilgili üzerinde anlaşılmış bir tanım olmamakla birlikte en kısa ifadeyle en az iki kişi arasında güvene dayalı oluşturulabilen iletişim imkânı ve daha geniş olarak toplumu oluşturanlar, sivil toplum örgütleri ve kamu kesimi arasındaki faaliyetleri kolaylaştıran güven ve iletişim ağı şeklinde tanımlar kullanılabilir. Ekonomik açıdan kişi ve kurumlar arasında güvene adayalı ilişkilerin üretime yansıması şeklinde ele alınabilir. Sosyal sermaye ile ilgili yapılan değerlendirmeler de genellikle sosyal normlar, iletişim ağı ve güven kavramlarına sıkça rastlanmaktadır. Bu yönde sosyal sermaye toplumun kültürel değerleriyle ve sosyal yapısıyla doğrudan ilişkili bir olgudur. Maddi olmayan değerlerin sosyal sermayeyi beslediği bir gerçektir. Sosyal sermaye temalı çalışmalar toplum içindeki fertlerin ve kurumların yatay veya dikey iletişimlerini incelemektedir.
2.2  Fiziki, Beşeri ve Sosyal Sermayenin Karşılaştırılması
Beşeri ve sosyal sermaye kavramları son yıllarda ekonomi literatürüne girmiş ve birbirleriyle oldukça ilgili iki kavramdır. Sermaye kavramı son birkaç yıla kadar sadece fiziki anlamda düşünülüyordu. Fakat içsel büyüme teorileri kapsamında büyümeyi etkileyen insan kaynaklı olgularla birlikte beşeri ve sosyal sermaye de ekonomik büyümenin etkileyicileri olarak karşımıza çıkmıştır. Sosyal sermayenin fiziki sermaye ile bir takım ortak ve farklı yönleri mevcuttur. Öncelikle iki olgu arasındaki benzerlik ikisinde üretime ve dolayısıyla ekonomik büyümeye yaptıkları pozitif katkıdır. Öte yandan fiziki sermayenin oluşturulması ve üretimde kullanılması için harcanan yoğun çaba sosyal sermayenin oluşumu için de elzem durumdadır. Ancak sosyal sermaye için harcanan çaba daha çok sosyal içerikli faaliyetlerdir. Başka bir fark ise sosyal sermayenin durağan olmamasıdır. Fiziki sermaye değişmeyen, statik bir yapıya sahiptir. Ayrıca kullanılmadığı takdirde saklanabilir. Ancak sosyal sermayenin olmadığı her an geri dönülemeyen kayıpları doğurur. Ayrıca sosyal sermayenin yokluğu söz konusu ekonomi için negatif bir değer taşır. Sosyal ve fiziki sermayenin diğer bir farkları ise fiziki sermayenin nötr, sosyal sermayenin ise yanlı olmasıdır. Fiziki sermaye kullanılacağı yer ve zaman konusunda iradesizdir.
2.3  Sosyal Sermaye ve Ekonomik Büyüme İlişkisi
Ekonomik büyüme ve sosyal sermaye arasında bulunan ilişkiyi konu edinen birçok çalışma mevcuttur. Bu çalışmalar farklı sonuçlar elde etse de genel olarak sosyal sermayenin ekonomik kalkınmaya pozitif yönde bir katkısının olduğu kabul edilmektedir. Suç oranlarının ve yolsuzlukların azaltılması gibi sosyal sermayeyi besleyen olgular ekonomik kalkınma ivmesini yukarı çeker. Ayrıca güven ortamı sağlanmışsa işlem maliyetlerinin düşeceği gösterilmiştir. Eğitimde başarının artması, gelir dağılımının düzelmesi gibi konularda sosyal sermayenin olumlu etkileri ekonomik büyümeye katkı yapmaktadır. Ayrıca sosyal sermaye sayesinde yeni teknolojilerin özümsenmesi de kolaylaşmakta ve yeni teknolojik gelişmelerin önü açılmaktadır. Öte yandan Amerika’nın sosyal sermayesinin sürekli azaldığını tespit eden Putnam, İtalya’daki kalkınma farklılığının nedeninin sosyal sermayeye bağlamıştır. Sosyal sermaye ekonomik büyümeye doğrudan olabileceği gibi dolaylı olarak da etki edebilir. Emek, sermaye ve zaman kazancı sağlayan güven ortamı sosyal sermayenin var olduğunun göstergelerinden biridir. Can ve mal güvenliğine harcanan kaynakları da minimum hale getiren sosyal sermaye ülke varlıkların etkin kullanılmasını sağlar. Dolaylı olarak ise sosyal sermaye üretim faktörlerinin etkin ve verimli kullanılmasını sağlamak yoluyla ekonomik büyümeye katkı sunmaktadır. Öte yandan yolsuzlukların azaltılması, demokratikleşme, insan haklarındaki gelişmeler de sosyal sermayenin ekonomi üzerinde sağladığı olumlu etkilerdendir.
2.4  Sosyal Sermayenin Ölçülmesi
Ölçülebilirlik iktisadi konular için her zaman önemli bir konu olagelmiştir. Aynı önem soysal sermaye konusuna da verilmektedir. Zira sosyal sermayenin ölçülmesi için tek bir metot bulunmamaktadır. Sosyal sermayenin net olarak ölçülmesi mümkün görülmemektedir. Bir toplumdaki sosyal sermaye seviyesinin ölçülmesi gözlemlere ve anket çalışmasıyla ortaya konabilir. Suç oranları, senet kullanma oranları, kamudaki bürokratik işlemler gibi değişkenler incelenerek sosyal sermaye hakkında genel bir kanı edinilebilir. Öte yandan bireylere uygulanacak anketler ile de sosyal sermayenin durumu hakkında bilgi edinilebilir. Anket yoluyla yapılan bir çalışmada OECD ülkelerinin sosyal sermaye seviyeleri ölçülmüştür. Sonuç olarak ise gelişmişlik düzeyi ile sosyal sermaye seviyesi arasında pozitif bir ilişki olduğu ortaya konmuştur. Bu çalışmaya göre ekonomik kalkınma için sosyal sermayenin yeterli olduğunu söylemek ne kadar yanlışsa sosyal sermaye olmadan kalkınmanın sağlanabileceğini öne sürmek de o kadar yanlıştır.
2.5  Sosyal Sermayenin Kaynakları
Sosyal sermayenin arttırması ve kalitesinin geliştirilmesi konusu da önemini gittikçe arttırmaktadır. Sosyal sermayenin kaynaklarını aile, sivil toplum örgütleri, firmalar, kamu sektörü ve diğer sosyal organizasyonlar oluşturmaktadır. Aileden başlayıp millet seviyesine çıkan bu kaynakların bilinmesi ve geliştirilmesi ülkelerin üzerinde en çok durması gereken konulardandır.
2.5.1        Aile ve Sosyal Sermaye
Aile bir bireyin ilk karşılaştığı sosyal ortamdır. Kuralları ve sosyalleşmeyi aileden öğrenir ve kişiliğimiz burada gelişir. İnsanların çevreleriyle iyi iletişim kurabilmeleri açısından bulundukları aile önem taşımaktadır. Zira aile kişilerin sosyal yeteneklerine katkı sunmakta, onlara ihtiyaç duydukları iletişim ağlarına katılabilme yetisi katmaktadır.

2.5.2        Sivil Toplum Örgütleri ve Sosyal Sermaye
Sivil toplum örgütleri bir toplumda belli bir amaca ulaşmak isteyen insanların bir araya geldikleri organizasyonlardır. Sivil toplum örgütleri sosyal sermayeyi besleyen önemli bir unsurdur. Kişilerin çevreleriyle olan iletişimlerine katkı sunan sivil toplum örgütleri sayesinde toplumun birbirine entegre olmasını kolaylaştırmaktadır. Fakat bazı durumlarda sivil toplum kuruluşları sosyal sermaye seviyesini arttırıcı etkiler yapmaktan uzak kalkmaktadır. Buna mafya, çete gibi sivil toplum kuruluşlarının ayrımcı, şiddet içeren ve güveni ortadan kaldıran faaliyetleri örnek olarak verilebilir.
2.5.3        Kamu Kesimi ve Sosyal Sermaye
Kamu kesiminin siyasal ve sosyal yapısı sosyal sermayeyi etkileyen önemli bir faktördür. İnsanların düşünceleri rahatça söyleyebilmeleri kamu kesiminin sorumluluğu altında olup bu ortamı tahsis edemeyen kamu kesimi sosyal sermayeyi azaltır. Kamuda insanların emeklerinin karşılığını alamayacakları fikri sosyal sermayeyi baltalayan bir diğer konudur. Ayrıca insan ilişkilerini gerileten bu olgular insanların çift karakterli olmalarına neden olabilmektedir. Bu da güven ortamını ortadan kaldırmaktadır. Gelir dağılımının adaletli biçimde oluşturulması kamu kesiminin sosyal sermaye üzerine etkilerinde biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyal barışın tahsisinde önemli yeri olan gelir dağılımı sosyal sermaye açısından ve dolayısıyla ekonomik büyüme açısından oldukça önemlidir.
2.5.4        Sosyal Sermayenin Gelişiminde Diğer Unsurlar
Toplumu kaynaştırıp bir arada kalmasını sağlayan her kavramı sosyal sermaye bünyesinde düşünmek mümkündür. Toplumdaki her türlü ayrımcı fikir sosyal sermayeye negatif katkı sunar. Komşuluk ve arkadaşlık ilişkileri de sosyal sermayeyi besleyen olgulardır. Öte yandan ülkedeki adalet sisteminin güvenirliği de oldukça önemlidir. Vatandaşların adalet sistemine güvenmediği toplumlarda sosyal sermayenin gelişmesi ve dolayısıyla ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesini beklemek doğru olmaz. Sosyal sermaye olgusunu baltalayan en önemli etmenlerden biri de yozlaşmadır. Yozlaşma ise toplum kurallarının işlevini kaybetmesidir. Mevki ve makam sahibi insanların kurallardan aldıkları yetkileri kişisel çıkarları için kullanmaları yozlaşma olarak tanımlanabilir ve bu sosyal sermaye açısından oldukça kötüdür.
3.      Sosyal Sermaye ve Türkiye Ekonomisi
Pek çok yapısal ekonomik sorunla karşı karşıya kalan Türkiye bu sorunlarından kurtulmak için pek çok farklı politika izlemiştir. Fakat verilere bakıldığında izlenen hiçbir politikanın başarı yakalayamadığı görülmektedir. Türkiye en büyük eksikliği sosyal sermaye konusunda çekmektedir. Türkiye için sosyal sermayenin göz önüne alındığı yeni politikalar geliştirilmesi gerekliliği kaçınılmazdır. Türkiye ekonomik ve sosyal meselelerinin bir arada halletmek için çalışmalıdır. Bu konularda yapılması gereken ayrılıkları değil benzerlikleri ortaya koyarak insanlar arasındaki güven ortamını tahsis etmektir. Bu yönde gelir dağılımının düzeltilmesi, basın özgürlüğü, insan hakları ve demokrasinin tabana yayılması konularına eğilmek gerekmektedir.


4.      Sonuç

Toplumların ekonomik kalkınmalarını sağlayabilmeleri için sosyal sermayelerini de belli bir düzeye çıkarmaları gerekmektedir. Bu bağlamda toplumsal barış, uzlaşma ve güven kavramlarını merkeze oturtarak yeni politikalar geliştirilmesi zorunludur. Sosyal sermaye kavramı ekonomi literatürüne ekonomik büyümeyi olumlu yönde etkileyen bir parametre olarak girmiştir. Sosyal sermaye kavramı daha çok az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için önem arz etmektedir. Bu ülkelerin gelişimlerini sağlayabilmeleri sosyal sermaye seviyeleri geliştirmelerine bağlıdır. Toplum ve hükümet arası güvenin sağlanması, insanlar arası güvenin oluşturulması az gelişmiş ülkelerin yapması gerekenlerden en önemlilerdir. Bu kapsamda aile kurumunun ve adalet sisteminin güçlendirilmesi gerekmektedir.

24 Ekim 2016 Pazartesi

Beşeri Sermaye ve Ekonomik Büyüme İlişkisi: Yatay Kesit Analizi ile AB Ülkeleri Üzerine Bir Değerlendirme - Makale Özeti

Söz konusu makalenin analiz esaslı özeti çıkarılırken yazarın oluşturduğu plana sadık kalınmıştır. Makale planı aşağıdaki gibidir:
            Giriş
1.      Beşeri Sermaye: Kavram ve Teorik Çerçeve
1.1    Beşeri Sermaye Tanımı
1.2    Teorik Çerçeve
2.      Beşeri Kalkınma Endeksi
3.      Beşeri Sermaye ve Ekonomik Kalkınma İlişkisi
4.      Türkiye’de Beşeri Sermaye ve Ekonomik Kalkınma
5.      Model ve Veri Seti
5.1    Ampirik Model ve Veri Kaynakları
5.2    Model Sonuçları
Sonuç
Kaynakça


Giriş
            Beşeri sermaye en kısa şekilde emeğin sahip olduğu bilgi ve beceriler şeklinde tanımlanabilir. Beşeri sermayenin oluşumunda tecrübe, bilgi ve eğitim temelde yer alan kavramlardır. Modern dünyada ekonomik kalkınma paritelerinden fiziksel sermayenin yerini beşeri sermayeye bıraktığı görülmektedir. Klasik büyüme teorilerinde beşeri sermaye ve teknoloji gerekli değeri görememiştir. Klasik iktisatçılar büyümeyi tasarruflarda ve fiziksel sermayedeki artışın bir sonucu olarak görmüşler, teknolojik gelişmeleri dışsal bir olgu olarak kabul ettiklerinden modellerine dâhil etmemişlerdir. Geleneksel iktisatçılara zıt olarak içsel büyüme teorileri teknolojik gelişmeleri büyümenin önemli bir etkeni olarak kabul etmişlerdir. Teknolojinin üretim safhasında yarattığı verim artışı içsel büyüme teorisyenlerinin gözünden kaçmamıştır. Teknoloji ise bir ülkenin beşeri sermayesi hakkında bilgi veren önemli bir ölçüttür. Zira nitelikli iş gücü teknolojik yeniliklere daha kolay ulaşır ve onu daha kolay benimser. Beşeri sermayenin yüksek olduğu toplumlarda verimlilik daha yüksektir ve bu da büyümeyi pozitif yönde etkiler. Günümüzde beşeri sermayenin ekonomik büyümeyi etkileme derecesinin yüksek olduğu çalışmalarla kanıtlanmıştır. Bu çalışmada beşeri sermaye ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki yatay kesit veri analizi yöntemi ile AB ülkeleri özelinde ele alınacaktır. 2012 yılı verilerinin kullanılacağı çalışmada beşeri sermayenin ekonomik büyümeye etkisi ampirik olarak incelenecektir.
1.      Beşeri Sermaye: Kavram ve Teorik Çerçeve
1.1    Beşeri Sermayenin Tanımı
Beşeri sermaye üretime katılmış olan işgücüne at olan bilgi, beceri, tecrübe ve dinamizm gibi pozitif değerlerin tümüdür. Sonradan kazandırılan bu değerler üretim sürecinde verimlilik sağlar. Ayrıca yeni teknolojik gelişmelerin kapısını açar. Böylece ülke ekonomisinin büyümesine pozitif katkı sunar. Bartolo’ya göre beşeri sermaye kişilerin gelir üretebilme yeteneğidir. Becker için ise beşeri sermaye eğitim ve sağlık harcamaları sonucu oluşur. Becker fiziki sermayenin insandan ayrılabileceğini fakat beşeri sermayenin ait olduğu insandan ayrılamayacağını belirtmiştir. Beşeri sermayeyi belirleyen en önemli faktör eğitim ve sağlık harcamaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte sosyal sermaye de beşeri sermayenin oluşumunda oldukça etkilidir. Sosyal sermaye beşeri sermayenin verimliliğini arttıran bir unsurdur. Öte yandan gelişmiş ülkelerin kalkınması incelendiğinde beşeri sermayenin büyük bir payı olduğu dikkat çekicidir.
1.2    Teorik Çerçeve
Klasik iktisadi düşüncede sermaye kavramı daha çok makine, teçhizat gibi fiziki anlamda kullanılagelmiştir. İnsanı bir sermaye faktörü olarak görmek, insan onurunu zedeleyici bir üslup olarak görüldüğünden bu daha sonraları gerçekleşmiştir. Beşeri sermaye konusunda öncü çalışmaların sahibi Marshall, Smith ve Mill olmasına rağmen bu iktisatçıların çalışmaları modern beşeri sermaye çalışmalarına etkide bulunamamıştır. Marshall’a göre beşeri sermaye bir piyasaya sahip olmadığından ve net biçimde ölçülemediğinden iktisada konu olmamalıdır. Marshall’ın bu düşünce yapısı beşeri sermaye çalışmalarının gecikmesine neden olmuştur. Becker, Denison ve Shultz gibi iktisatçılar ABD nazarında beşeri sermaye ile ilgili çalışmalar yapmışlardır. Bu çalışmalar eğitimin iş gücü üzerindeki verimlilik arttırıcı etkisinden bahsetmiştir. Bu sayede beşeri sermaye ekonomik büyüme konusunda literatüre dâhil edilmiştir. 1980’li yıllarda bilgi ve teknoloji ağırlıklı üretim ön plana çıktığında beşeri sermaye önemini arttırmıştır. Lucas ve Rebelo çalışmalarında beşeri sermayeyi üretim faktörlerinden biri olarak ele almışlardır. Beşeri sermayenin iktisadi bir unsur olarak önemi gittikçe artmaktadır. 1980’li yıllardan itibaren gerçekleştirilen içsel büyüme teorileri beşeri sermayeyi ekonomik kalkınmanın itici bir gücü olarak görmektedir. Beşeri sermeyenin ekonomik büyümeyi nasıl etkilediği konusunda çok sayıda çalışma vardır. Bunların birçoğu beşeri sermayenin ekonomik büyümeyi pozitif yönde etkilediğini göstermiştir.
2.      Beşeri Kalkınma Endeksi
Ekonomik kalkınma her ne kadar milli gelir ile ölçülmeye çalışılsa da bu günümüzde yeterli görülmemektedir. Kalkınmışlık seviyesi incelendiğinde sadece milli geliri dikkate almak pek çok şeyi göz ardı etmek anlamına gelmektedir. Milli gelirinin yüksek olması söz konusu ülkeyi kalkınmış bir ülke yapmaya yetmez. Milli gelirin yanında iktisadi faydanın dağılımı, yoksulluk, yetersiz beslenme, okur-yazar oranı gibi sosyal faktörler de kalkınmışlık düzeyini hesaplarken göz önüne alınması gereken etmenlerdendir. Bu doğrultuda Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) 1990 yılında Beşeri Sermaye Endeksi adlı ölçütü geliştirmiştir. Ülkelerin zaman içindeki sosyo-ekonomik gelişimlerini ölçen endeks hükümetlere uygulamaları gereken politikalar hakkında yardımcı olabilmektedir. Beşeri Kalkınma Endeksi gelir, eğitim, çevre kirliliği, elektrik hizmetlerine ulaşım, ısınma için kullanılan yakıt türü gibi insani gelişmeyi ölçmek için kullanılan göstergeleri kullanmaktadır. Beşeri Sermaye Endeksi eğitim, sağlık ve gelir açısından üç bileşik ölçüt sunmaktadır. Beşeri Kalkınma Endeksinin en temel ögelerinde biri yaşam beklentisinin uzunluğudur. Yaşam beklentisi toplumda değişik gruplar için hesaplanabilmektedir. Fakat bu konu ile ilgili elde edilen bilgilerin niteliği çok iyi değildir. Diğer önemli Beşeri Kalkınma Endeksi unsuru eğitimdir. Beklenen okullaşma yılı ve ortalama okullaşma yılı eğitim unsurunun belirleyicileridir. Eğitimde başarı yakalanabilinmesi için farklı grupları ayrı ayrı değerlendirmek daha avantajlıdır. Örneğin kadın ve erkeklerin farklı hesaplanması iki grup arasındaki eşitsizliğin görülmesi açısından faydalı olabilir. Bir diğer ana unsur ise gelirdir. Gelirler karşılaştırılırken satın alma gücü paritesinin kullanılması önemlidir. Beşeri Kalkınma Endeksi sıfır ile bir arasında bir değer almaktadır ve bire yaklaşan ülkeler kalkınmış ülkeler sınıfına girmektedirler.
3.      Beşeri Sermaye ve Ekonomik Kalkınma İlişkisi
Ekonomik kalkınma gelirde yükseliş, eğitim ve sağlıkta iyiye gitme ve teknolojik gelişme gibi faktörleri kapsar. Bu faktörlerden her biri ekonomik büyümeyi farklı şiddetlerde etkilemektedir. Bu faktörlerin hepsinin ele alının ekonomik kalkınmayı nasıl etkiledikleri hakkındaki çalışmalar büyüme iktisatçıları arasında oldukça popülerdir. Ekonomik kalkınmanın fiziki boyutu kadar niteliksel anlamının da önem kazandığı bir gerçektir. İnsanın yetenekleri, eğitim seviyesi gibi unsurlar yenilik ve inovasyon olgularını güçlü hale getirmektedir. 1960’larda ortaya çıkan beşeri sermaye günümüzde ekonomik kalkınmanım itici gücü kabul edilmektedir. Romer ve Lucas önderliğinde içsel büyüme teorileri teknolojiyi dışsal bir faktör olarak görmemiştir. Bu da beşeri sermayeye atfettikleri değeri ortaya koymaktadır. Büyüme teorileri ülkeler arası büyüme farklılıklarını bilgi birikimi ve beşeri sermaye birikimi farklılıklarına bağlamaktadır. Bilgi birikimi yaparak öğrenme ve AR-GE yatırımlarının bir sonucudur. Beşeri sermaye unsuru ayrı bir üretim faktör gibi kabul edilmeye başlanmıştır. Teknolojinin verimliliğini arttıran beşeri sermaye ekonomik kalkınmaya olumlu etki eden bir faktördür. Hükümetlerin eğitim ve teknolojik altyapıya yaptıkları yatırım ülkelerin beşeri sermayelerinin arttırıcı bir etkiye sahiptir. Rebelo da beşeri sermaye konusunun üzerine oldukça eğilmiş ve beşeri sermayenin arttığı ülkelerde ekonomik büyümenin daha kolay gerçekleştiğini saptamıştır. Beşeri sermayenin yeni teknolojilerin elde edilmesinde ve benimsenmesindeki rolü ile ekonomik büyümeyi geliştirici etkisinin olduğu Romer, Grossman, Helpman gibi iktisatçılar tarafından oraya konmuştur. ABD, İngiltere, Japonya gibi ülkelerin kalkınma süreçlerine bakıldığında beşeri sermayenin rolü göze çarpmaktadır. Ayrıca hızlı bir kalkınma içine giren Güney Kore ve Tayvan gibi ülkeler de bu başarılarını beşeri sermayeye borçludurlar. Eğitime yaptıkları yatırım ile kalkınmışlıklarını hızlandıran bu ülkeler içim beşeri sermaye gelişimin şartlarından biridir. Öte yandan petrol zengini ülkeler kalkınmanın sadece gelirle olamadığını göstermesi açısından iyi örneklerdir. Bu ülkeler sadece fiziki sermaye ile kalkınma olmadığının göstergesi durumundadırlar.
4.      Türkiye’de Beşeri Sermaye ve Kalkınma İlişkisi
Ekonomik kalkınma sadece nicel değil niteliksel değişiklikleri de barındırmaktadır. Tarımın payının düşüp sanayinin payının artması nitel bir göstergedir. Kalkınmanın amacını ise halkın uzun ve sağlıklı bir yaşam sürebilmesi için gerekli ortamın sağlanması olarak tanımlamak mümkündür. Türkiye’nin ekonomik kalkınmışlık konusundaki en büyük eksiği olarak eğitim göze çarpmaktadır. İleri teknolojiye hâkim olan ve yüksek katma değerli ürünler üreten bir sisteme geçebilmek eğitim ile olmaktadır. Türkiye’nin eğitim konusunda yetersiz olduğu kendi sınıfındaki ülkelerle karşılaştırıldığı zaman gün yüzüne çıkmaktadır. Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan beşeri kalınma göstergelerine bakıldığı zaman Türkiye’nin beşeri kalkınma endeksinin yıllar boyunca artış içine girmiş olduğunu görüyoruz.



5.      Model ve Veri Seti
Ekonomik büyüme ile beşeri sermaye arasındaki ilişkiyi yatay kesit veri analizi yöntemini kullanarak ortaya koymak amacındaki bu makale örnek olarak AB ülkelerini seçmiştir Modelde 2012 verileri kullanılacaktır.
5.1    Ampirik Model ve Veri Kaynakları
Modelde doğumda yaşam beklentisi, beklenen okullaşma yılı ve ortalama okullaşma yılı açıklayıcı değişken olarak bulunmaktadırlar. Ekonomik büyüme ise bağımlı değişken durumundadır. Ekonomik büyüme göstergesi olarak kişi başı milli gelir düzeyine ilişkin veriler Dünya Bankası internet sitesinden alınmıştır. Diğer bilgiler UNDP’ye ait internet sitesinden temin edilmiştir.
5.2    Model Sonuçları
Yatay kesit yönteminde sıklıkla karşılaşılan değişen varyans sorunu “white heteroskedasticity-consistent standart errorss & covariance” yaklaşımı kullanılarak bertaraf edilmiştir. En Küçük Kareler yöntemi ile tahmin edilen sonuçlar oldukça düşük bir p değeri ile elde edilmiş bu da modelin ne denli anlamlı olduğunu göstermektedir. Doğumda beklenen yaşam süresinin %1 anlamlılık düzeyinde istatiksel olarak anlamlı ve pozitif bir ilişkisinin ekonomik büyümeyle aralarında var olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca %5 anlamlılık derecesinde beklenen okullaşma yılı ile ekonomik büyüme arasında yine pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu ortaya konmuştur. Son bağımsız değişken olan ortalama okullaşma yılı ile ekonomik büyüme arasında ise %10 anlamlılık derecesinde anlamlı ve pozitif bir ilişki olduğu tahmin edilmiştir. Sonuç olarak beşeri sermaye ile ekonomik büyüme arasında pozitif bir ilişkinin olduğu bulgusuna varılmıştır.
Sonuç

Neoklasik ve içsel büyüme teorileri çerçevesinde geliştirilen beşeri sermaye yaklaşımı ekonomik büyümeye itici bir güç olarak destek vermektedir. Gelişmekte olan ülkeler için beşeri sermayenin önemi daha da artmaktadır. Bu ülkelerin kalkınmış ülkeler sınıfına dahil olabilmeleri beşeri sermayelerini arttırabilmelerine bağlıdır. Teknolojiyi verimli kullanan beşeri sermaye sayesinde ülkeler kalkınmalarını hızlandırmaktadırlar. Bu çalışmada beşeri sermaye ile ekonomik büyüme arasıdaki ilişki incelenmiş ve bu iki olgu arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu ortaya konmuştur. 

Dış Borçların Ekonomik Büyüme Üzerindeki Etkisi: Türkiye Örneği - Makale Özeti

Makale özeti hazırlanırken yazarların kullandığı başlık dağılımına sadık kalınmıştır. Bu başlıklar şekildeki şöyledir:
Giriş
1.      Dış Borçlanma Nedenleri
2.      Dış Borç-Ekonomik Büyüme İlişkisini Açıklayan Yaklaşımlar
3.      Dış Borç-Ekonomik Büyüme İlişkisi: Türkiye Uygulaması
  Sonuç

                   Giriş
                   Ülkeler giderek artan küreselleşme, gelir adaletsizlikleri, kaynak dağılımındaki adaletsizlikler gibi sebeplerle birbirleri arasında gelişmişlik farkları yaratmaktadırlar. Günümüz dünyasında bazı ülkeler gelişme süreçlerini çok daha önce başlatıp sürdürürken kimi ülkeler de bu sürece henüz yeni geçebilmiştir. Gelişmekte olan ülkeler şeklinde isimlendirilen bu devletler için gelişimlerini sürdürmek için ihtiyaç duydukları fonları yurtiçinden karşılayamadıklarından dış borçlara yönelmişlerdir. Türkiye için de bu durum 1950’lerden beri böyledir.
                   Dış kaynaklardan gelir elde etme yöntemi olarak isimlendirilen dış borçlanma, gelişmekte olan ülkeler için kalkınmanın önemli bir ayağı olmuştur. İç tasarrufların yatırım ihtiyacını karşılamada yetersiz kalması gelişmekte olan ülkeleri dış borçlanma yoluna götürmektedir. Yine ithalatı ihracatından fazla olan ülkeler de döviz kıtlığını dış borçlara yönelerek aşmayı tercih etmektedirler.
                   Dış borçların ekonomik büyüme ile ilişkisini inceleyen bilimsel çalışmaların sonuçlarına bakıldığında ortak bir sonuç göremiyoruz. Dış borçların büyümeyle negatif ilişkisi ağır bassa da pozitif ilişki olduğunu gösteren çalışmalar da mevcuttur. Türkiye için yapılan çalışmalarda dış borçların ekonomik büyümeyi olumsuz etkilediğini sonucuna varılmıştır.

1.      Dış Borçlanma Nedenleri
IMF, WB, OECD VE BIS ortak tanımına göre dış borç bir ülkede bulunan yerleşiklerin yerleşik olmayanlara karşı sözleşmeli yükümlülükleridir. Bu yükümlülük faizli ya da faizsiz olabilen anapara ödemeleridir. Ülkeye yapılacak büyük yatırımlar açısından dış borçlar büyük önem arz etmektedir. Ülkelerin dış borçlara yönelmesinin sebeplerinden bazılarını iç borçlanma imkânının düşük olması, döviz ihtiyacının olması, kronikleşen bütçe açıkları ve olağanüstü durumlarda doğan acil fon ihtiyacı şeklinde sıralayabiliriz. Gelişmekte olan ülkelerin dış borçlanmaya yönelmesinin en büyük nedenleri yatırımların iç kaynaklarla finanse edilememesi ve ihracat ile ithalat farkından oluşan döviz ihtiyacının karşılanması gerektiğidir.

2.      Dış Borç-Ekonomik Büyüme İlişkisini Açıklayan Yaklaşımlar
Dış borçların bir ülke ekonomisinin büyümesine olan etkisi ilk bakışta belirsizdir. Bu etki ülkenin iç dinamiklerine, borcun faiz oranına ve dış borçla elde edilen kaynağın etkin şekilde kullanılıp kullanılmamasına bağlıdır. Etkin kullanılan dış borç düşük faiz ödemesiyle birlikte ekonomik büyümeyi olumlu etkileyecektir. Fakat tersi durumda bu etki negatif olabilir.
A.     Zamanlararası Borçlanma Modeli
Nissanke ve Ferrarini tarafından ortaya konan bu model zamanlararası borçlanma teorisinin bir uzantısıdır. Bu modele göre ülkelerin aldıkları dış borçlarla daha fazla yatırım yapma kapasitesi elde etmiş olacaklar ve refah seviyelerini arttırabileceklerin sonucuna ulaşmaktadır.
B.     Borçla Büyüme (Growth-Cum-Debt) Modeli
Bu model alınan dış borçların niteliği üzerinde durmakta ve dış borçların ekonomik büyümeyi olumlu etkilemesini belirli şartlara bağlamaktadır. Bu şartlar yabancı kaynağın gelire dönüşme etkinliğinin yüksek olması, elde edilen ek gelirin tasarruf edilerek yatırımlarda kullanılmasıdır. Ayrıca dış borcun faiz oranı ve vadesi gibi özelliklerinin belirlediği maliyet unsuru da önemlidir. Borçla Büyüme Modeli ’ne göre bir ülke kalkınmaya başlarken yatırımları iç tasarruflarla finanse edemeyeceğinden dış borçlara yönelir. Ülke kalkınmaya devam ettikçe tasarruf miktarı gittikçe artar ve ileriki zamanlarda yatırımlar yurtiçi tasarruflar tarafından karşılanır düzeye gelebilir. Bu modele göre dış borçların ekonomik büyüme sağlaması cari işlemler açığının finansmanında kullanılmasına bağladır.
C.     Borç Fazlası (Debt Overhang) Teorisi
Borç Fazlası Teorisi dış borçlanma ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi açıklayan en temel argümanlardan biridir. Bu teori temel olarak ülkenin geri ödeme gücüne odaklanır. Eğer ülke borç stokunu geri ödeme gücüyle desteklerse dış borçlar olumlu bir etki yaratır. Fakat ülkenin borç stoku geri ödeme gücünü aşarsa bu durum yatırımların azalmasına ve dolayısıyla ekonominin küçülmesine neden olur. Ülkenin çok fazla borçlu olduğunu gören girişimciler gelecekte bu borcun ek vergilerle kendileri üzerinden ödeneceğini düşünür ve yatırım yapmaktan kaçınırlar. Dış borçlar kısa vadede ekonomik büyümeyi tetikleyen bir unsur olarak kullanılırken sonraki dönemlerde daraltıcı bir etmene dönüşebilmektedir. Bunu çok iyi bilen yatırımcılar olumsuz senaryonun gerçekleşmesini beklediklerinde yatırım yapmaktan çekinecekler ve büyümeyi negatif etkileyeceklerdir.
Öte yandan yüksek dış borç belirsizlikleri arttırır. Oluşan risk ve belirsizlik ortamı hükümetlerin uygulayacağı politikaları tahmin etmeyi zorlaştırır. Hükümet dış borçları ödemek için kamu yatırımlarını azaltma yoluna gidebilir. Böyle olursa toplam yatırımlar azalacağından büyüme de yavaşlayacaktır. Yüksek dış borç ödemeleri kamu açıklarını arttırır ve faiz oranlarının yükselmesine sebep olur. Bu da ekonomik büyümenin yavaşlaması anlamına gelmektedir. Son olarak yüksek dış borcun yarattığı belirsizlik ortamı yatırımcıları kısa sürede kar edebilecekleri alanlara yönlendirir. Bu da etkinliğin yüksek olduğu uzun dönemli yatırımların azalması demektir. Fonların etkinliğini kaybetmesi de büyüme için olumsuzdur.
D.     Sürdürülebilirlik Yaklaşımları
Gelişmekte olan ülkeler sahip oldukları kıt sermaye gerçeği nedeniyle dış borçlara yönelirler. Dış kaynaklarla büyümelerini sürdürebilmek isterler. Sürdürülebilirlik yaklaşımları dış borçların fayda ve maliyetleri ile ilgilenir. Bir dış borçtan elde edilen fayda ya da gelir maliyetinden yüksekse bu borç ekonomiye olumlu yansıyacaktır. Getirisi maliyetinden yüksek olan borç sürdürülebilir borçtur. Bu yaklaşımlara göre dış borçların sürdürülebilmesi söz konusu borcun marjinal faydasının marjinal maliyetine eşit olmasına bağlıdır. Bu noktadan öteye gidildiğinde dış borç ekonomiyi olumsuz etkilemeye başlayacaktır.
Ayrıca dış borçlar genel olarak döviz şeklinde ödendiğinden borçların sürdürülebilir olması ihracat düzeyi ile de yakından alakalıdır.

3.      Dış Borç-Ekonomik Büyüme İlişkisi: Türkiye Uygulaması
Bu bölümde dış borçlar ve büyüme arasındaki ilişkiyi inceleyen deneye dayalı çalışmalara yer verilmiş olup, iki değişken arasındaki ilişki Türkiye örneği üzerinden doğrusal regresyon analizi ile ortaya konmuştur.
A.     Literatür İncelemesi
Borç Fazlası Teorisi dış borç ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi açıklayan çalışmaların temelini oluşturmaktadır. Yapılan çalışmalarda çok fazla dış borcu olan ülkeler üzerinden bir sonuca varılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmalar sonuç olarak dış borç ile büyüme arasında negatif bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.
            Wijeweera, Coheni Deshpande, Lin ve Sosin, Were, Hansen gibi araştırmacıların yaptığı çalışmalar Sri Lanka, Latin Amerika, Afrika ülkeleri gibi bölgeler üzerine yoğunlaşmıştır. Kısa ve uzun vadeli yapılan bu araştırmalar dış borç stoğunun ekonomik büyümeyi olumsuz etkilediği sonucuna varmıştır. Türkiye için ise Kara (2001), Karagöl (2002), Javed ve Şahinöz (2005) gibi araştırmacılar söz konusu ilişkiyi incelemiş ve genele uygun sonuçlar elde etmişlerdir.
B.     Model
Bu çalışmada Cunningham’ın üç bağımsız değişkenden oluşan modeli örnek alınmıştır. Bu modeldeki bağımsız değişkenler borç servisi, sermaye stoğu ve işgücüdür. Bağımlı değişken ise GSMH’dır. Bu modele ek olarak Karagöl kendi çalışmasında beşeri sermayeyi bağımsız değişkenler arasına eklemiştir.


C.     Değişkenlerin Tanımlanması
Y = GSMH, K = Sabit sermaye yatırımları P = Nüfus artış hızı, D/Y = Toplam dış borç stokunun GSMH içindeki payı, H = Milli Eğitim Bakanlığı ve Yüksek Öğretim Kurumları’nın destekli bütçe içeresindeki payı, OP = İhracat ve ithalat toplamının GSMH içerisindeki payı ve u = hata terimini göstermektedir
D.     Veriler ve Kullanılan Ekonometrik Metot
Bu çalışmada kullanılan veriler farklı kaynaklardan (DPT, TUİK, WDI 2005, MEB) elde edilmiştir. Bu veriler kullanılarak en küçük kareler yöntemiyle doğrusal regresyon analizi yapılmıştır.
E.     Analiz Sonuçları
Regresyon analizinde kullanılan seriler durağanlık testine tabi tutulmuştur. Testin sonuçlarına göre dış borç serisinin sabitli trendli regresyon denklemine göre, beşeri sermaye serisinin ise sabitli regresyon denklemine göre durağan olduğu görülmüştür. Diğer serilerin ise durağan olmadıkları bulunmuştur. Bütün serilerin durağan çıkmaması amacıyla birinci dereceden farkları alınarak tekrar durağanlık testi uygulanmıştır. Bu test sonucunda ise serilerin birinci dereceden durağan oldukları tespit edilmiştir. Son elde edilen verilerle en küçük kareler yöntemi kullanılarak doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Analiz sonuca göre veriler bir bütün olarak %5 seviyesinde anlamlıdır. Modelin açıklama getirme kabiliyeti hayli yüksektir.
F.      Bulgular
Uygulanan testler ve regresyon analizi sonucu dış borçlanma ile ekonomik büyüme arasında %1 anlam seviyesinde negatif ilişki gözlenmiştir. Sonuç olarak Türkiye’de dış borçlar büyümeyi olumsuz etkilemektedir.

Sonuç
Dış borçların ekonomik büyümeye etkisinin incelendiği bu çalışma borç fazlası teorisini temel alarak Türkiye’den dış borcun kalkınmaya negatif etkisini göstermiş bulunmaktadır. Daha önceki ampirik bulgular yönünde ulaşılan sonuç Türkiye’nin dış borcunu azaltma eğilimine girmesi gerektiğini söylemektedir. Bu çalışmada 1968-2005 yılları arasında gerçekleşen veriler kullanılmıştır.